Korkularımın Zindanından Gökyüzüne

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Merhaba gökyüzü, merhaba renkler. merhaba kalabalık; ben geldim. Uzun zaman önce yeraltında bir boşlukta baygın kalmıştım. Gözlerimi açtığımda etrafım karanlık ve ıssızdı. Hareket edemiyordum. Tek yapabildiğim yukarıdaki minik aydınlıktan  yeryüzünün üzerindeki hareketleri izleyebilmekti. O kara boşluğa nasıl düştüğümü çok sorguladım. Anladığımda hareketsiz bedenim yerde uzanırken gözümden usulca bir gözyaşı aktı. Fark etmiştim, işte o an yandı kalbim. Beni oraya en çok korktuğum şey atmıştı. Aslında beni oraya korkularım atmıştı.

En dipteydim. Bunun daha dibi olması olanaksızdı.  Beni yutan boşlukta sanki bedenimle de ilişkim kesilmişti. Gücümü hissedemiyordum. Felçli gibi, narkozlu gibiydim; büyük bir enkaz kalmıştı benden geriye. Hareket etmeye çalıştığımda üzerimde  öyle bir ağırlık hissediyordum ki hemen vazgeçiyordum hareket etmekten. Çok ağladım, hiç ağlamadığım kadar. Çok bağırdım hiç bağırmadığım kadar . Benim dünyam durmuştu fakat dünya dönmeye devam ediyordu. Ben acı çekiyordum ama hayat bana acımıyordu. Bazen kendime geliyor gibi oluyordum, binbir acıyla kalkıyordum ayağa ama ayakta kalamıyordum.

Birileri bana elini uzattı, ben elimi kaldırıp tutamadım. Boşluğuma fener tutanlar oldu, beni aradılar biliyorum ama o kadar derin bi boşluktaydım ki ışıkları bana yetişemedi. Belki seslenseydim duyarlardı ama seslenecek gücüm yoktu. Sonra gün oldu bir deprem başladı, içimde bir depremdi bu. Bi hışımla kalktım olduğum yerden. Gitme vakti dedim kendime. Yeryüzü seni bekler. Birçok kişiden güç alarak çıktım. Daha doğrusu çıktım sandım. Aslında boşluk her seferinde benimleydi nereye gitsem hissediyordum. Bir süre körebe oynadım boşluğumla ama bu oyunun bir farkı vardı. Ebe boşluktu ben ise kör olan. Nerede olduğunu bilmediğim bir şeyden kaçıyordum ve yakalanmam çok muhtemeldi. Hızlansam hızlanıyor yavaşlasam yavaşlıyor beni takip ediyordu Yanlış bir adımda veya bir anki duraksamada beni içine alacak gibiydi. 

Ben hep kaçtım. Bazen düşecek gibi oldum o zamanlarda da birilerine tutundum. Ama tutunduğum insanları hayatımda tutmadım çünkü onları da boşluğuma düşürmekten korktum. Ben acımı unutmaya çalışırken kendimi unuttum ama acımı unutamadım. Bir müddet sonra kaçacak gücüm kalmamıştı. Artık düşmekten de korkmuyordum. Duraksayıp nefes alacakken boşluk yetişti ve beni yine dibine çekti. Tekrar düştüm ama bu sefer o kadar acıtmadı. İlki kadar sert düşmemiştim. Bu yüzden fark ettim ki o boşluğu derinleştiren bendim, korkularımdı.

Korktuğum şeyi o kadar büyütmüşüm ki başıma geldiğinde altında ezilmişim. Kendimi kendime hapsetmişim. Bunu fark ettiğimde kafamı kaldırıp baktım yeryüzüne. Oraya çıkmalıydım ama bu sefer etrafımı saran, beni yutan karanlıktan tamamen kurtularak çıkmalıydım. Bana bir güç lazımdı, bir dayanak. O boşluğun içinde haftalarca hatta aylarca düşündüm. Kendimi iyileştirmek için bir sürü yol aradım. Çok yorulduğum çıkmaza düştüğüm zamanlarda uzandım ve sadece gökyüzünün ne kadar güzel olduğunu düşündüm. Ne kadar da garipti en kötü insan da en iyi insan da aynı gökyüzünü paylaşıyordu. Aynı gökyüzü bazen bir çöplüğün üstündeydi bazen benimki gibi kara bir boşluğun bazen de kocaman bir ormanın. Gökyüzünün altındaki her yer farklıydı ama gökyüzü her yere göre değil kendisine göre şekilleniyordu. Bazen simsiyah oluyordu bazen gri bazen masmavi hatta kırmızı ve mor halini bile gördüm. İşte dedim gökyüzü. Ne kadar da kendine has, özgür, farklı. Gökyüzü olmak istedim. Gökyüzü olamıyorsam da bari bulut olabilmek. Uçmak, havalanmak istedim. Çok şey istiyordum biliyorum. O yüzden olabilecek şeyi seçtim, kendimi. 

Gökyüzü olamıyordum o yüzden kendimi gökyüzü olarak hayal ettim. Benim de kara bulutlarım olabilirdi ama yeri gelince masmavi sıcak bir gökyüzü de oluyordum. Gece gibi karanlık gün doğumu gibi huzurlu hallerim de vardı. Bunu düşündüğümde aslında her insanın bir gökyüzü olduğunu ve gecemin  gündüzünün illaki geleceğini anladım. Güneş doğmak için insanların uyanmasını beklemez. İnsanlar uyusun diye de batmaz ve ben o karanlıktan çıkmak için birilerini bekleyemezdim. Ben kendimle kaldım, kendimle güçlendim ve kendime tutundum. O karanlığa renkleri ben getirdim. Yaralarım vardı, ben sardım. Düşüşümün sertliği kadar sert çıktım o boşluktan. Korkmuyorum artık. Çünkü ben korkumun zindanından gökyüzü olup çıktım. 

Yazar: Dilay Ada

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.