Urna

Ne de olsa yürekte ağırlık yapan bir şey varsa aldığı her nefes biraz daha artırır bu acıyla harmanlanmış yükü.

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Gün ışığını üzerimde hissettiğimde sabah olduğunu anlamıştım. Yeni bir gün daha başlıyordu ve kendimi buna hazırlayabilmem için biraz zamana ihtiyacım olacaktı. Her başlayan günün yeni olasılıklara gebe olduğunu biliyordum ancak benim durumumda bu olasılıklar çok ürkütücü görünüyordu. 

Saatin kaç olduğunu bilmiyordum, duvarda asılı bir saat vardı ancak onu görebilecek bir konumda değildim. Sadece sabahın ilk saatleri olduğunu biliyor ve birazdan olacakları tahmin etmeye çalışıyordum. Biraz sonra merdivenlerden adım sesleri duyulacak, bu sesler giderek daha net işitilir hâle gelecek. Adım sesleri sona erdiğinde onun tam dibimde olduğunu anlayacağım. Beni bulunduğum masanın üstünden yavaşça ellerinin arasına alıp bakışlarını uzun uzun üzerimde gezdirecek. Burada bulunduğum üç haftadır aynı hüzünlü, anlam dolu bakışlar… Bir gün bile değişmedi. Sonra aldığı yere bırakıp biraz da uzaktan seyredecek, bakışlarına bu sefer küçük de olsa bir umut karışacak. Biliyorum, o umut olmasa hiç zaman kaybetmeden kendi canına kıyardı. Ama kıymıyor, küçük de olsa inancı kalmış yaşamak için. İşte o inancın, umudun yansımasını birazdan gözlerinde göreceğim. Yansıma onun gözlerinin içinde, esas umut ise benim içimde mevcudiyet bulacak.

Tahmin ettiğim gibi oldu, merdivenlerden indiğini belirten adım seslerini işitmeye başladım. Usulca yanıma geldi, beni ellerinin arasına yerleştirerek aynı bakışlarla bir süre seyretti. Sonra yavaşça ait olduğum yere, masanın üzerine bıraktı ve kapağımı açtı. İçimdekileri görebilmesi için kapağımı açması gerekiyordu çünkü saydam değildim, sinirini bozabilecek derecede mattım. 

Yapacağı şeyi bilmeme rağmen yine de merakla ona bakmayı sürdürdüm. Tahminlerimde yine yanılmamıştım, elini artık kapağın olmadığı boşluktan içeri daldırdı ve içimden bir avuç dolusu külü ağzına attı. Külün etrafa saçılmaması için dikkatli bir şekilde yutkunmaya çalıştığını görüyordum. Yutkunma çabasıyla geçen bu birkaç saniyelik ân, gözlerindeki umut ışığının en belirgin olduğu ândı.

Eşini bir trafik kazasında kaybedeli daha bir ay bile olmamıştı, bedenini gömmelerini istememişti. Toprağa karışıp yok olmasındansa birlikte yaşadıkları pek çok âna ev sahipliği yapan evlerinde, onun yanında olmasını tercih etmişti. Küllerini de benim içimde muhafaza ediyordu. Önceleri karşıma geçip hıçkıra hıçkıra ağlardı. Daha sonra bu ağlamalar yerini; gözlerinin uzunca bir süre dalıp gittiği, sanki sonsuza kadar sürecekmiş gibi duran o bakışlara bıraktı. O bakışlar her seferinde beni delip geçiyor, içimdeki sevdiğine ulaşıyordu. 

Bir sabah karşıma geldiğinde, normalde arkasında kavuşturduğu ellerinin bana doğru uzandığını gördüm ve kapağımın açıldığını hissettim. Bunu ilk defa yapıyordu, daha önce hiç kapağımı açıp da içime bakmamıştı. Merakla ne yapacağını beklerken bir parmağını içimdeki küllere dokundurduğunu hissettim. Daha sonra parmağını ağzına götürdüğünde hayatımda daha önce bu kadar şaşırmadığımı fark ettim. Yaptığı şeyin amacını şaşkınlığım geçtikten biraz sonra idrak edebildim, sevdiğiyle bütünleşebilmek için onun küllerini yiyen bu kadını anlamaya çalışmaktan başka ne yapabilirdim ki?

O günden sonra her sabah uyanır uyanmaz içimdekilerden parmaklarının ucuyla bir miktar alıp ağzına götürmeye başladı. Bunu yapmaya başladığından beri ağlamaları kesilmiş, hüzünlü bakışları durgunlaşmıştı. Ama iyice zayıflamış, âdeta bir deri bir kemik kalmıştı. Bunca zamandır mutfakta yemek yaptığına dair bir işarete rastlamamıştım, sadece eşinin külleriyle besleniyor olma düşüncesini zihnimden uzak tutmaya çalışıyordum.

Bugün ise her zamankinden farklı bir şey olmuştu, önceden üç parmağının ucuyla alıp ağzına götürdüğü külleri bugün avucuyla almayı tercih etmişti. Üstelik avucu o kadar doluydu ki onları etrafa saçmadan ağzına götürürken çok zorlanmıştı. Şimdi fark ediyordum ki bugün gözlerinde umudun yanında yanan başka bir ışık daha vardı. İçinde iyice büyüyen yangını gösteren bir ışıktı bu, alevler bir ânda üstüme sıçrayacak diye beni korkutan bir ışık…

Durmadı, avuç avuç içimdeki külleri ağzına götürdü. En son içimin tamamen boşaldığını ve onun midesinin tamamen dolduğunu gördüğümde, bir sıkıntı hissi bununla çelişirmişçesine benim içimi tamamen doldururken onunkini boşaltmıştı. Boş bir urna, yani ben onun işine yaramazdım artık, o yüzden beklediğim şekilde ellerinin arasından kayıp gitmeme izin verdi. Saniyeler içinde en küçük zerreme kadar kırıldım, un ufak oldum. Artık külleri ben muhafaza etmiyordum çünkü bu görevi kendisi üstlenmişti. Beni paramparça edişi istemsizce değildi, bilinçdışında bana dair taşıdığı kıskançlık duygusu ona bunu yaptırmıştı.

Hızlı adımlarla merdivene doğru koştuğunu ve basamakları ikişer üçer şekilde atladığını gördüm. Eşini bütünüyle içinde taşıyordu artık, bu evde daha fazla durmasının bir anlamı kalmamıştı. Yukarıdan dolapların açılıp kapanma sesleri geldi, daha sonra ise bir bavula ait olduğunu sonradan anladığım tekerlek sesleri…

Ve gitti. Bavuluna neredeyse hiçbir şey koymamıştı, biliyordum ama onu sanki onlarca taşla doldurmuşçasına peşinden sürüklüyordu. Belki de gideceği yerin bilinmezliğinden dolayı yüreğine gitgide nüfuz eden endişenin ağırlığını koymuştu ona. Ya da kafasında oluşan soru işaretlerini kendi bedeninden atabilmek edasıyla bavuluna sıkıştırıvermişti. Çok düşünceli görünüyordu; bu kadar düşünceyi beyninde taşıyabilen bir insanın bu küçük bavulu taşıyamaması hayret vericiydi.

Kadın gitti, urna dağılmış bir şekilde olduğu yerde kalakaldı. Şimdi bir enstrüman sesi geliyor kulaklara. Burna ise insanı hafiften sersemleten bir koku… Düşünüyor, bu güzel evde insan mutsuz olabilir mi diye. Cevabı biliyor aslında, elbette olabilir. Ne de olsa yürekte ağırlık yapan bir şey varsa aldığı her nefes biraz daha artırır bu acıyla harmanlanmış yükü. Öyle zamanlarda gitmek tek çaredir, yükü de beraberinde götürerek.

 

Konuk Yazar: Başak Acar

Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/412290540912626176/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.