(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Nereden başlasam bilemedim; ben de bir sayfa sonrasından, biraz da ortadan başladım yazmaya. Bir yerden başlarsam devamı gelirdi nasıl olsa. Bazen tıkanırsın tam başlamışken anlatmaya, sonra yeni bir sayfa açarsın. Bu sefer başka bir konuya değinirsin belki ama devam edersin, durmazsın. Böyle böyle tıkandığın sayfaya bir anlam verebilirsin. Ya da veremezsin ve yitirirsin ancak elinde yine de bir şey kalır. Nihayetinde yazmak yola çıkmaktır, bir varış noktası değil. O hâlde nereden başlayacağım kaygısı kadar nereye varacağım kaygısının da bir önemi yoktur çoğu zaman. Yazmaya başlamanın kendisidir mühim olan. Öyle ya bazı hikâyelerin sonu tamamlanmamıştır, tamamlanmaya gereksinimi de yoktur. Yazıldığı kadarıyla tamdır o. Şimdi diyebilirsiniz ki peki ya ne yazdığımız..? Ne yazdığımızın bir önemi varsa eğer yazmaya başladıktan sonra açığa çıkacaktır.
Yaşam hikâyelerimizi yazmak da bunun gibidir. Tabii deneyimlerimizi bir mürekkep, hafızamızı da bir kâğıt gibi kullanarak her ân yazmakta olduğumuz bir hikâye bu… İlk adımı nasıl atacağımızı bilmesek de adımlarımız bizi nereye götürür hesaplayamasak da yolda bizi nelerin beklediğinden emin olamasak da yazmaya çıktığımız; bazen duraksayıp yolu değiştirdiğimiz ama yine de yola devam ettiğimiz… Anlamını varlığından değil, varoluşsallığından alabilen bir hikâye… Nihayetinde hepimiz varız o veya bu şekilde. İşte bu nedenlerle yaşam hikâyemizin ehemmiyeti ancak yaşandığı takdirde ortaya çıkabilir, tamamlanamasa bile…
***
Bazen içindeki yaşam sökülüp alınır senden, ya da sen öyle hissedersin. Kayıtsızlaşırsın hayata, yorgunsundur. Hiçbir şey yapmak gelmez içinden, bir başkası dahi fazla gelmeye başlar. Uzun yürüyüşlerde, belki bir sahil şeridinde, kafanı toplamak istersin. Sanki dalgalar çekilmiştir ama bir daha gelmemiştir, beklersin. Tam kalkıp gitmeye hazırlanırken o dalga tüm kuvvetini toplayıp yeniden gelmektedir üstüne, içini yaşamla doldurmaya. Tekrar çekilmek üzere. Bilemezsin senden alınan yaşamın başka uzam ve zamanda ne ile yeniden karşına çıkacağını. Ama tüm kudretiyle tam karşında durduğu ânda tanırsın onu. Her şeyden yanılabilirsin de bir tek ondan yanılamazsın. Ben de yanılmamıştım seni karşımda gördüğümde. İçimde kuruyan ne varsa yeniden yağmura kavuşmuşçasına derin bir oh çekerken, sensiz geçen vaktin boşunalığını hesaplarken, bu defa yaşamı çok daha yakından hissederken yanılmamıştım. Sana ulaşmak, sana karışmak, seni beslemek ve senden beslenmek arzusuyla dolup taştığımda anlamıştım.
Sen olduğun halinle tamdın. Ben yanında yarımdan da yarım… Ben tam olmadan benimle tamamlanamayacağını hissettirmiştin bana. İşte kendi tamlığıma ulaşabileyim diye harekete geçiriyordun beni varlığınla. Ancak sende zuhur eden ama kendimde eksik saydığım ne varsa bağ oluyordu ayağıma. Bu bağlardan kurtulmak için sana doğru attığım her adımda uzaklaşıyordun benden. Çünkü senden bir parça koparmamı değil, kendi parçalarımdan bir bütün olmamı istiyordun önce.
Seninle yürümeyi sensiz yürüyebilmeye bağlardın. Bana da kimseye tutunmadan yürümeyi öğrettin böylece, tıpkı kendin gibi. Tek başıma yürümeye başladığımdaysa artık yoktun yanımda. Sana doğru yürürken attığım adımlarda bakmaya çekindiğim yüzün, hayal meyal hatırladığım bir anıya dönüştü. İçime doldurduğun yaşamı çekerken benden, geriye elimde bir tek sana (belki hem kendime) yazdığım bir mektup bıraktın:
19 Mayıs 2019
“Yalnızsın, çünkü birlikte tamamlanacağın kimse henüz yok hayatında. Ve istemiyorsun olmuş olması için insanları yanında.
Hissizsin, çünkü hislerin bir kutuda; okyanusun en derin kuytularında.
Değerinse bir romanda, eski bir kütüphanenin tozlu raflarında.
Ve sakladın kendini bir ressamın tablosuna, her bakanın anlaması için değil, her baktığında seni anlayana…’’
Senin için derine dalma cesareti gösterebilen insanlarla olmayı seç, korkak gibi kıyılarında yüzenlerle değil. Seni anlamak için gerekirse bir kütüphanedeki tüm kitapları tek tek okuyanı seç, bulduğu ilk kitapla yargılayanı değil.
*Müzik önerisi: Max Richter – Dona Nobis Pacem 1
Yazar: Aziz Akar
Görsel Kaynak: Pinterest