(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.)
“Düşlerimi gökyüzüne bıraktım…” dedi yıpranmış deri koltuğun üstünde öylece uzanıyorken. “Şimdi ise yapayalnız hissediyorum.”
Bir ateş yaktı, havalandı bulutların düşlerini sakladığı gökyüzünde. O kavuşamadı fakat hayalleri kavuştu özgürlüğüne. Bıraktı, diğer düşünceler ve ucu nereye gittiği belli olmayan hayatın belirsizlikleri onları kirletmesin diye. Bıraktı ve oraya âit olmasa da koca gökyüzünü kendisine âit hissetti.
Ruhu her daim sonsuz gibi görünen derin bir okyanusun tam ortasında sırtüstü duruyor; rüzgâr estikçe dalgalar, hareketsiz bedenini oradan oraya sürüklüyordu. Ne vakit bir his ruhuna dokunup geçse sanki küçük bir su damlası o okyanusa düşüyor; ıssızlığın içinden yankılanan damla sesi, tüm zihnini dalgalandırıyordu. Sırtını döndüğü derinliklerde gök nedir bilmeyen balıklar bir hayat yaşıyorken gözlerini çevirdiği gökyüzündeki kuşlar, bulutların arasında özgürce süzülüyordu. O ise ne tarafa âit olduğunu bir türlü bulamıyordu.
Olduğu yere sıkışmış yüreğinde biriken yaşantıların ağırlığı ile her ân suların derinliklerine batacağını hissediyordu. En son yaşayabilmek uğruna çırpınarak kurtulmaya çalışsa da oradan, her geçen saniye daha da aşağıya çekildiğini fark ettiğinde bıraktı; yaşamayı da çabalamayı da… Ne balıklarla beraber kendisini okyanusa âit olabilecek kadar hayallerinden uzak ne de gökteki kuşlarla uçabilecek kadar özgür hissediyordu. Zamandan ve hayattan bağlarını kopardığı bu süreçte, suların ortasında öylece hayallerini seyretmeyi öğrendi.
“Artık hayata tutunmak, okyanusun dibinde nefes almaya çalışmak gibi geliyor.” dedi sessizce.
“O hâlde balık ol!” dedi yanında duran adam. “Onlar okyanusa hapsolmuş gibi görünseler de kendi göklerinde özgürler.”
“Ama ben bulutları merak ediyorum.”
Damlayan hisler artık ruhunu bulandırıyor, duygular gün geçtikçe daha da yabancılaşıyordu bedenine. Bazen kalbinin çatlaklarla dolu bir kayayı andırdığını düşünse de göğü izlediği müddetçe aslında yüreğinin tıpkı bir okyanus gibi olduğunu anlamıştı. Onun kadar derin, soğuk ve karanlık…
“Düşlerinin gökte olması, senin oraya ait olduğun anlamına gelmiyor.” dedi yanındaki. “Göğe ulaşmak istiyorsan önce okyanusun dibinde nefes almayı öğrenmen gerekiyor.” Fakat okyanusu andıran yüreğinde kaybolduğunu düşündüğü hayatı, suların altında nefes almayı öğrenmesini engelliyordu.
Ne zaman bulutlara baksa kuş gibi olmak istemişti. Derin suların karanlığında kaybolmak mecburiyetinde kalmadan rüzgârı kanatlarının arasında hissedebilir ve ayakları istediği ân yere basabilirdi. Öyle ki gökyüzünde asılı duran hayallerinden birisi de kanat çırpmayı öğrenmekti fakat daha onlara ulaşmakta dahi zorluk çekiyorken nasıl gerçek olmasını bekleyebilirdi? Gözleri, düşlerine yuva olmuş o mavi gökyüzünde, bulutlarda olduğu ân, küçük bir çocuğun sesi yankılandı kulaklarında:
“Düşlerini sıkıca tut kollarında, asla bırakma onları… Olur mu?”
Bu sefer ruhuna dokunan his, okyanusa ufak su damlası düşürmek yerine ruhunun büyük dalgaların altında kalmasına neden oldu; sarsıldı birdenbire. Sakinlikle süzüldüğü su yığını öyle bir alt üst oldu ki hayatının o karanlık suların derinlerinde sonlanacağına inandı. Fakat suların altına hapsolduğu ân okyanusun dibinde nefes almayı öğrenmek zorunda kaldığı ândı. Son nefesini içine çekmeye hazırlandığında soluduğu soğuk hava, aynı nefesi seslice ciğerlerinden dışarıya vermesine ve gözlerini korkuyla açmasına neden oldu.
Gerçekliğe uyandığı vakit, üzerinde süzüldüğü suların kıyısında çırpındığını hissederken içine yeniden derin bir nefes çekti ve yattığı yerden sıçradı. Hızla bakışlarını etrafında gezdirdi sesini işittiği çocuğu görmek adına fakat dağılmış kağıtlar ve aralarına karışmış bir iki kalem dışında hiçbir şey yoktu. Sonrasında konuşan adamı aradı gözleri lâkin sanki hiç var olmamıştı öyle birisi. Yıpranmış koltuktan kalktı sarsak adımlarla, sert parkelerin üzerinde ilerleyerek gıcırdayan kapıyı araladı…
“Asla bırakma, olur mu? Ya sen göğe çık ya da onları kendinle var etmeye çalış yeryüzünde. Ama onları asla yalnız bırakma.”
Okyanusun kapladığı yüreğine gökyüzünü sığdırdığı ân düşleriyle doldu ruhu. Ve bu defa onları yalnız bırakmak yerine hepsini kendisiyle özgür kılabilmek adına yüreğinde sakladı.
Yazar: Beyza Dilara Meşeci
Görsel Kaynak: Lily Greenwood – Midnight Koi Art Print