Saydam

Yeni ihtimallere hazırım; ihtimalleri var ederken bir yandan onlarla var oluyorum.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Kapana kısılmış hissediyorum, etrafım bilinmezlikle çevrili. Buraya nasıl geldim bilmiyorum. Elimde bir çekiç, karşısında duruyorum saydamın. Ona dokunmak, neyle çevrelendiğimi bilmek istiyorum. Korkum bu isteğimin önüne geçiyor, hareket edemiyorum.

Dışarıyla beni ayıran sınır mı eyleme geçmemdeki en büyük engel, yoksa o sınıra temas ettiğimde olacaklara dair içimde taşıdığım korku mu? Kafamda sayısız soru barındırıyorum, onları düşüncelerimle besledikçe kontrolsüz bir biçimde büyüyorlar. Artık hiçbirine cevap yetiştiremiyorum. 

Bulunduğum yer aydınlık, ışığın kırıklarını tenimde görüyorum. Tenime parmaklarımın ucuyla dokunmaya bile çekiniyorum, en küçük hareketim geri dönülemez sonuçlara yol açacakmış gibi geliyor. Beni buraya hapseden şeyi yok etmem lazım, çekiç elimde olmalı. Özgürlüğüme ket vuran şeyi paramparça etmeliyim, kırıklar her yerime batmalı belki de. Güzel şeylere ulaşmanın bedeli vardır, her batışta duyduğum acı hissiyle bu bedeli ödemeliyim.

Kararımı verdim, harekete geçmek zorundayım. Çekicin elime iyice yerleştiğini hissediyorum. Sonucu ne olursa olsun özgürlüğüme kavuşabilmem için o darbeyi indirmem gerekiyor. Bir şeyleri inşa etmenin bu kadar zor olduğu hayatta yıkmanın kolaylığını düşünmek içimi ürpertiyor. 

Yavaşça ona yaklaşıyorum, uzun bir süre boyunca seyretmekle yetiniyorum. Artık izlemenin yetmediği noktada çekiç elimde ağırlaşıyor, bana sanki yapmam gerekeni hatırlatıyor. Kolumu yavaşça kaldırıyorum, içim birçok duyguyla dolup taşıyor. Konfor alanımdan çıkıp dışarı doğru ilk adımımı atacağım ama orada bekleyen belirsizlik beni korkutuyor. Aynı zamanda heyecanlıyım da, bilinmezliğe dair yüreğimde taşıdığım umut bana güç veriyor. Bu güçle çekici bir ânda, beni hapsedenin üzerine hızlıca indiriyorum. Çünkü yavaşça vurursam ve onda bir etki yaratamazsam bir daha kolumu kaldırmaya gücümün yetmeyeceğini biliyorum. 

Tahmin ettiğim gibi beni kaplayan şey üstümde paramparça oluyor, ürkerek gözlerimi kapatıyorum. Tekrar açtığımda yerlerin küçük, saydam parçalarla dolu olduğunu görüyorum. Bu sefer tahminimin doğru çıkmadığını, kırıkların üzerimden adeta teğet geçtiğini ve bana hiçbir zarar vermeden zemine ulaştığını fark ediyorum. Bu beni mutlu etmiyor, aksine hüzünle doluyorum. Artık dışarıdayım, savunmasızım. 

Sonradan kavrıyorum ki eyleme geçmek için kendimi hazırladığım süreç boyunca gittikçe güçlenmişim. Bu yüzden kırıkların batması ve acı çekmem için bir neden kalmamış. Fiziksel bir acı duymadan da güçlüyüm, bunu artık biliyorum. Bakışlarımı tekrardan tenimin üzerinde gezdirdiğimde bu sefer ışığın kırılmış halde değil, bir bütün olarak üstümde durduğunu görüyorum. Önümde uzun, zorlu bir yol var; ilerleyen zamanlarda elimde başka çekiçlerin belireceği, aşmam gereken başka engellerin karşıma çıkacağı gerçeği önümde duruyor. 

Tenimdeki ışığı önüme alıp takip ediyorum, artık eskisi kadar korkmuyorum. Yeni ihtimallere hazırım; ihtimalleri var ederken bir yandan onlarla var oluyorum. Bakışlarımı etrafımda gezdirdiğimde ellerinde çekiçleriyle bekleyen, endişeli görünen pek çok insan dikkatimi çekiyor. Yalnız olmadığım düşüncesiyle rahatlıyorum. Hepimizin yolu aynı, orada nasıl yürüyeceğimiz ise bize kalmış. Ne olursa olsun adım atmak, hayata karışmak çok güzel. Karışıyorum.

Yazar: Başak Acar

Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/1196337376035508/

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.