(Bu yazının okunması 2 dakika sürmektedir.)
Sonu gelen ve bunun defalarca alarmını veren ülkeler, olaylar, kişiler, hayaller.. “Nasıl oldu anlamadım.” deriz, her şey aniden gelişti. Bize her şeyin düzeleceği söylenmişti ama… Çok yakın arkadaştık ama… Çok seviyorduk, birbirimize çok bağlıydık ama… Yapabileceğime inanmıştım ama… Amalar tüm sebepleri açıklayabilir bazen. Bazense olaylara en dibinden bakınca bulanık gözüken şeyler, bir adım uzaktan netlik kazanır. Acaba mı diyip altını kazmadığımız tüm o sorular, çürümüş bir vaziyette bekleyen bir çiçeğin köklerini gösterebilir bize. Dışarıdan güzeldir ilk başta; sonra çiçeğin rengi solmaya yaprakları eskisi gibi canlı gözükmemeye başlar. Baktığında hala güzeldir. Suyunu verirsin, her şeyi daha da kötüleştireceğini bilmeden. Sevgini verirsin, altını kazmadan bir işe yaramayacağını bilmeden. Sonra çiçek ölür. “Birden öldü, anlamadım.” dersin. Altını kazmadıklarının, üstünü örtersin böylelikle. “Hayat günlük güneşlik, güle oynaya devam edelim.” diyerek geldiğimiz bu saçma dönemde, çürümüş köklerimizle devam ettirmeye çalıştırıyoruz bir şeyleri. Oysa ki çoktan biten, sonu gelen hikayenin ayak sesleri çoğu kez duyulmuş. İçerideki çatırdamalar yüzeye yansımış. Üstünde düşünmeye ise bu koşturmacada zaman yok. Her şeye var ama düşünmeye zaman yok.
Düşünülseydi peki? Kazılsaydı o toprağın dibi ve gizlenmeseydi o çürük kokusu ne olurdu? Belki bir kök hariç bütün kökler kesilirdi hastalıktan kurtulmak adına. Ama o bir kök sağlam kalır ve hayata bağlardı bizi yeniden. Sorgulansaydı bir ülkenin ihtiyacı, çürümeye başlayan düzeni, buram buram kokan adaletsizliği dışarıdan görünen o güzelliğin artık insanları kandıramayacağı ve avutamayacağı; terk etmezdi belki de insanlar vatanlarını. Sorgulansaydı eğer bir kişinin davranışı ve tutumu, sana değil tüm herkese karşı olan, amaların ardına saklanmadan cesurca yüzleşilseydi, belkiler bir gece kadar uzun olmaz, gözyaşları yitip gitmezdi yastık kılıflarında. Bile bile lades yapıyoruz hayata. Seve seve vazgeçip, kalbimizde açılan boşlukları yeni çürüklerle dolduruyoruz. Sonra körler sağırlar ülkesine dönüyor yaşam.
Cehennem bu dünyada da bulunuyor. Alevlere göstermiyor belki yüzünü. İnsanlarla gösteriyor ya da yaşananlarla. Yine dönüyor dünya. Yine dağıtılıyor kaderler kartlarıyla. Çürük kokusu her bir yanı sarıyor. Güzel kokuya hasret bir ben bir sen bir biz kaldık. Gerisi mi? Görmezden gelmekle meşgul.
Yazar: Sema Nur Terzi