(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Bir gün, kafam yine bir gülle ağırlığında dolaşırken ve bir tüy hafifliğinde uçmayı beklerken kendi diyarlarımda, en sevdiğim müziği açıp dinlemeyi unuttuğumu fark ettim. Ve bir gün yeşil ışıkta hâlâ bekliyor olduğumu. “İnsan acı çekmesini bilmeli.” derken bir filozofu başımla onaylıyor olduğumu, aynı satırları altıncıya okuduğumda fark ettim. Fark ettim fark etmesine ama şimdi hangi uzak diyarlarda, hangi yaralara tuz basacağımı bilemiyorum.
Önceleri hayat diye cümleye çok başlardım ve yaş aldıkça; her seferinde cümle daha da kısaldı. Bir zamanlar büyük işlere küçük yaşta kalkışmışçasına büyük hissederdim kendimi. Şimdi ise küçük işlere kalkışmışken hâlâ büyüyemediğimi fark ediyorum. En çok zorlandığım şey derin bir nefes almakmış bir zamanlar. Derin bir nefesin çözemeyeceği şeylerde var: Düşüncemin kabusları…
Kalbimi bir duygular yığını olarak görür, insanları da hisler olarak algılardım bir zamanlar; şimdilerde hislerimin pençesi pek bir yumuşak. Zaman zaman hisler esmez yoluma ve zihnim gürler her yanıma. Kara bulutlar ve kendinle olan savaşlar; bitmek bilmiyor. Bir şair diyor ya hâni: “Kendimi bulamıyorum, dönüp dolaşıp kendime yerleşemiyorum.” Bense “Kendimden çıkamıyorum, dönüp dolaşıp kendime yerleşiyorum.” Hep olduğum gibi miyim bilmiyorum ama herkes gibi bir zihnin içine hapsolmuşum bunu biliyorum.
Uzakları görmek ister insan, bazen de uzakları yaşamak. Ve bir cümle okuyup hayatının değişmesini ister. Önceleri hiçbir şey istemezdim ben. Odama ışık vurmasa da bir yolunu bulacağımı düşünürdüm. Karanlık bir kuyuya düşmeyeceğimi, karanlık bir kuyununsa ben olmadığımı… Bazen de coşkuyla güneşi selamlamak isterdim. Oysa ben yağmurlu günleri severim. Bir gün gözlerimin dolup taştığını gördüm, ağlamak için bir nedenim olsun istedim. Belki bir yakınımı kaybetmek… Ve bir gün bir yakınımı kaybettim. Bu sefer de ağlayabilmeyi istedim. Gözyaşlarını çok değerli bulur insanlar. Birinin gözlerinin içine bakarken gülmeyi de çok değerli bulurum ben.
Sonlarıma doğru, başımı öne eğmiş yılgın bir sabırla kaldırımda çizgilere basmadan yürümeye çalışırken ve düşüncelerimin gölgesi uzarken gün batımına doğru, en başında satırlarım hangi dipsiz kuyuya çıkacağını bilmeden kaybolurken tenha sokaklarımda; yine göremedim seni, tutamadım sahte siluetleri, veremedim hediyemi, kalakaldım.
bakışlarım armağanım
bak! kışlarım sahradır
benim ölü topraklarım
silkinme! boşadır
Yazar: Burak Bayık
Görsel Kaynak: https://pin.it/28gCyDP