Zigzaglı Tanımsızlığın Umut Çemberleri

   Farkında olmanızın acı verdiği zamanlar oluyor mu hiç? Kalbinizin minicik bir alanı delice sıkışırken, kalan yerlerin nereye fırlayıp gittiğini kontrol edemediğiniz anlar… Parçaları gördüğünüzde kafanızı çevirmek isteyip de hâlinizin olmadığı, onların kendiliğinden toplanıp birleşmesini dilediğiniz bazı anlar… 

Umut…
Eyleme geçmeye cesaretin var ama hâlin yok,
Belki de hâlsiz hissetmeyi seçiyorsun,
Aslında sadece “dinlenmek” istiyorsun.


      Umut, var oluşunu tanımlarken bile varlığının bilinci ile hareket ettirir insanı. Sabit seyretmesi gereken hayat çizgisinden milim kıpırdasa çığlık atan mantığı titreşime alan bir güç oluverir. Bu öyle bir güçtür ki bilince ağır gelir bazen. Kontrolü imkansızla dansa kaldırır birden. Çünkü nahif bir sağlamlıktır umut. Nahifliğini kaba gücünden alan, güçlendikçe hafifleştiren, sakin bir heyecandır. Bilinçsiz, otomatikleşmiş bir eylemci, dev bir kelebektir bazen.

      Bazen de çat kapı gelen misafir yüzünden çekmecelere sokuşturulan dağınıklığın rahatsızlığıdır. Düzenli görünen bir rafın altındaki “karman çormanlığın” yüzleşmesidir. Başkalarına opak, kendine ise saydam olan bir camın sert ve kırılganlık gerçeğini görmektir.

      Zıtlıklarının çekiciliğindendir bu vazgeçilmezliği. Güzelliğini içirip daha fazla susatır ve bir bakmışsınız kanma arzusu ile teslim oluvermişsinizdir ona. Ve kimi zaman da sudan bile zehirlenmeye yol açacak dozlara çıkmanıza izin veren acımasız bir kelebeğe dönüşüverir. İçinizde zerresinin kalmadığını iddia ettiğinizde, arkasına sığındığınız esnek bir daldır bazen.

 Gece dalların arasından sızan ay ışığını bahane edersiniz güneşe,

Oysa duramıyorsunuzdur tutuluşun verdiği tatlı sancıdan.

      Ve umut, hayat spektrumunda seksek oynayıp sonsuz pigmentleriyle bulutlara karışır. Kar tanecikleri olarak düşerken, bir yandan da eriten güneşe dönüşür. Sulaşan, buharlaşan, döngüye girip asla yok olmayan “herhangi bir şey” oluverir. Bir şey işte…  Ne olduğunu bilmiyorum, hakkında sayfalarca yazacak şeyim olmasına rağmen geçerli ve güvenilir tanım nedir bilmiyorum. Hangisi doğru, hangisi yanlış düşünmek de istemiyorum. Tek bildiğim, yanlışın aslında çoğu zaman virgül olup doğruyu bulmadan nokta konulmasına izin vermeyen bir güç olduğudur insana. Bu nedenle sadece korkmadan ve usanmadan yanlış yapın diyebiliyorum. Ha bir de “umuttan” battaniye yapın buz tutan kırıklarınıza; hayat sıcaklığını kontrol edemezseniz bile o battaniyeyi sarın her yanınıza.

-SON-

Yazar: Afra İşler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.