Turuncu Valiz

Başladığı gecenin dördü yolculuğunun sonuydu, geçmiş böylelikle son saniyesini akıttı; gelecek kenarda durdu, şimdinin başlangıcı içinse güneş doğmak üzereydi.

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.) 

Sessizliğin tüm karanlığa hakim olduğu bir gece vakti siyah paltosuna sarınmış, kırmızı şapkalı genç bir kız uzun saatlerdir yolculuk ettiği otobüsünden henüz yeni inmişti. Yalnızdı, yağmur yağmaya başlamıştı ve ona eşlik edecek olan valizini bekliyordu. Turuncu valizinin içinde; birkaç parça kırılmış eşya, hiç okunmamış bir kitap, bir hayalet, çokça anı, azıcık umut ve acılar vardı. Biriktirdiği güzel hatıralara sarılmak ve yalnızlığını geçmişle teselli ederken geleceğe kapısını kapatmak istiyordu. O kadar uzun bir yolculuktu ki yıllarca sürmüştü; anıların tutunarak birkaç saatini yıllara ayırmış ve geleceğinden de onlarca ayını yok etmişti. 

Gecenin dördü olurken sabırsızca kendine sarılarak valizini beklemeye devam etti. Fakat valizi gelmedi… Otobüsü yolculuğa devam etti. O ise otobüsün camından bakıldığında silikleşen hayaletimsi bir siluete dönüştü. Yağmurun altında ıslandı çünkü çok sevdiği şemsiyesi de valizinin içinde kalmıştı. Valizi kaybolduğu için herkese ağladı ve feryat etti. İnsanlardan saatlerce yardım istedi ama onun için sabah olsa bile gecenin dördüydü. Zaman valizini kaybettiği o korkunç saatte duruvermişti. Yıldızlara haykırdı insanlardan yardım bulamayınca. Yıldızlarsa yerini güneşe bıraktı ve ona cevap vermedi. Evine gitti ama günlerce valizini otogarda aramaya devam etti. Acılarını biriktirdiği valizi için ayrı bir acı yumağı oluşturdu. Yeni bir valiz almayı reddetti, başlangıçlara karşı hunharca savaştı; geçmişinden başka bir gelecek hayali kuramazdı. Yaşanmışlıklarını kaybedemezdi. Her şeyi o turuncu valizin içindeydi.

Sonra valizi için şehir değiştirdi, yeni bir ipucunun peşine düştü. Farklı insanlara valizini sordu. Bulamadıkça daha çok seyahat etti. Geçen günlerini geçmişine feda etmeyi kafaya koymuştu, gelecekten çokça gün çalmaya başlamıştı. Bu yolculukta kaybettiği valizinin peşinde giderken otobüste yeni arkadaşlıklar edindi, farklı insanlarla bağlar kurdu, duraklarda yeni hikayelerin kahramanı olup valizi için o hikayeleri de yarım bıraktı. Her bir yolculukta geçmişinden bir gün çalarken geleceğine yeni bir nefes ekliyordu. Yine de yeni bir hikayenin ana karakteri olabilecek gücü kendinde bulamadığı için yeni bir sayfanın mürekkebini akıtmadan ilk paragrafta kaçan bir yan karaktere dönüşmüştü. Valizini bulunca tekrar hikayesini okuyacağından ve iyi olacağından emindi. Yeni hikayelere sarılacak gücü yoktu, dahası eskisi gibi hissettirmeyeceğine inancı tamdı. 

Yolculuklar devam ederken yeni hikayelerin kalıcı yan karakterleri oldu bazen. İnsanların hikayelerinde olayları etkilemeye başladı, bazen bazı şehirlerde farkında olmadan kalmaya karar verdi. Kendine anılar biriktirdikçe omuzları bu yükü taşıyamadı ve eski valizine göre daha ucuz bir valiz almaya karar verdi, eski valizinin yerini tutmazdı ama en azından omuzlarındaki anıları şimdilik bunun içine koyabilirdi. 

Valizinin peşinden koşmayı bıraktı aylar sonra. Ona artık ulaşacağına olan inancını yitirmişti. Belki geçmişten bir hayalet ona geri getirir diye unutulan küçük bir şehirde bir hayaleti beklemeye başladı. Yeni valizine koyduğu ilk kitabın içinden bir alıntı düşüverdi zihnine zalimce: Bekleyen gemiler. Uzak limanların özlemi. Düşlenen, erişilemeyen sevgililer (Özlü, 1980). O hep valizine özlem duymuştu, bir hayaleti beklemişti ve düşlediği sevgiliyi yalnızca valizinde taşımıştı ama hiçbir zaman erişememişti. 

Valizine attığı bu kitapla birlikte yeni anılarını biriktirmeye başladı. Bazı günler şemsiyesini almadan çıktığı için yağmura yakalandı, yeni dostlarının yardımına sığındı; bazense yağmura yakalanmayı seçti, soğuk bir evin içerisinde kendine sarılarak ısındı. Bu yolculuğun devam etmesi şarttı, o da yolculuğuna devam etti ve küçük şehri terk etti. Yeni ufak beyaz valizine bolca hikaye, gülücük, gözyaşı, dostluklar ve sevgi sığdırdı. Fark etmeden yeni bir hikayeye başladı ve bu sefer mürekkep yettiğince yazılan dolu bir ana karakter olmuştu. Ardından mürekkep yolcuğunu yazdı, maceralarını sayfalarca anlattı; gelecekten yılları alırken geçmişi son dakikalarını feda ediyordu. Yeni valizi eski valizine sığdırdığı birkaç parça eşyadan daha çok kitap taşıyordu. Hepsi de genç kızın ana karakter olduğu yolculuğunu anlatan kalın kitaplardı. 

Başladığı şehre geri döndü. Hayalet ona valizini getirmeyecekse de o hayaletin peşine düşecekti. Valizini kaybettiği ilk durakta gecenin dördünde aynı korkunç sessizlikle başladığı noktada duruyordu. Bir hayaletin izine rastlamadı ama karanlığın içinde turuncu valizini gördü. Kaybettiği yerde, yolculuğa başladığı kaldırımda öylece duruyordu. Genç kız içindeki özlemin bitişiyle kaybettiği valizine doğru bir adım bile atamadı. Tüm yaşanmışlıkları, geçmişi, anıları ve hayaletlerin varlığı onun içindeydi. Fakat artık genç kız o valizin sahibi değildi, o valizi kaybettiğinde asıl yolculuğu başlamıştı. Bu yolculukta yeni bir kitabın ana karakterine dönüşmüş, değişmişti. Artık o valizi istemiyordu… Birden başlayan yağmurun altında şemsiyesini açtı ve bu kez ıslanmamayı seçti. Ağır olan beyaz valizine asılarak özlemini duyduğu turuncu valizini arkasında bıraktı. Başladığı gecenin dördü yolculuğunun sonuydu, geçmiş böylelikle son saniyesini akıttı; gelecek kenarda durdu, şimdinin başlangıcı içinse güneş doğmak üzereydi. Genç kızın yeni bir otobüsle yolculuğa çıkması gerekiyordu, adımlarını daha da hızlandırdı ve otobüsüne yetişmek için büyük beyaz valiziyle koştu. Onun asıl özlemini duyduğu şey, yeni bir hikayenin ana karakteri olmaktı. Valizini en çok kendiyle doldurdu ve içindeki boşluk tamamlandı, bundan sonraki her yolculuğunda yeni bir valiz aldı, bu yol asla bitmeyecekti.

Yazar: Ayşegül Çıkrıkcı

Görsel Kaynak: https://pin.it/4HmZBxq

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.