Toplumun Duygularımıza Taktığı Maskeler: Ne Zaman Çıkaracağız?

" İnsanın yüreği yanarken gülmesi gerektiği bize neden öğretildi ve biz neden bu şekilde davranmamız gerektiğini sorgulamadan kabul ettik? Duygularımızı dilediğimiz gibi yaşamak varken neden hissetmekten vazgeçtik? "

 (Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

          Hayatın inişleri ve çıkışları neden vardır? Bu çok geniş bir yelpaze ama belki de her duyguyu tecrübe etmemiz için vardır. Mutlu olmak kadar üzgün olmanın, cesur olmak kadar korku hissetmenin, gülümsemek kadar ağlamanın da insan olmanın doğal bir parçası olduğunu unuturuz bazen. 

      Ne yazık ki bunu unutmamızı sağlayan toplumun ta kendisidir. Pozitif olarak nitelendirdiğimiz duyguları yüceltirken negatif olarak değerlendirdiğimiz duyguları hissetmekten kaçınmayı aşılar. Oysa her duygunun değeri vardır ve taşıdığı anlam kendi içerisinde gizlidir fakat bunu keşfetmektense üzerine toprak atmak daha kolay olabilir.

      İnsanın yüreği yanarken gülmesi gerektiği bize neden öğretildi ve biz neden bu şekilde davranmamız gerektiğini sorgulamadan kabul ettik? Duygularımızı dilediğimiz gibi yaşamak varken neden hissetmekten vazgeçtik?  Neden sürekli iyi bir ruh halinde olmamız gerekiyor? Neden bazı duyguları hissetmekten kaçıp içimizde derinlere gömüyoruz? Neden bir robot gibi yalnızca belli duygulara göre hareket edip belirli özellikler sergilemek zorundaymışız gibi hissediyoruz? 

      İnanın bilmiyorum ve anlamıyorum. Anladığım tek şey duygularımızı hissedip yaşamaktan bir hayli kaçındığımız. Bu kimi zaman pozitif olarak değerlendirilen duygular için de geçerli. Toplumda yer edinmiş olan “çok güldük başımıza bir şey gelecek’’ gibi inanışlar bu durumu iyi ifade eden örneklerden biridir. Hatta bu düşünceyi o kadar benimsemişiz ki “çok gülen çok ağlar” gibi atasözlerimiz dahi var. İnsanı bir şeyler yaşamaktan alıkoyan şey yine bir avuç insan oluyor bazen. 

      Kendi ihtiyaçlarımızı karşılamak ve kendimizi beslemek yerine, başkalarının düşünceleri bizim için daha önemli hale geldi. Üstelik ne düşüneceklerini dert ettiğimiz o başkaları genellikle bizi umursamıyorken… Hatta kimi zaman dışarıya karşı duygularımızı reddettiğimiz gibi, içimizde de aynı şekilde duygularımızı reddediyoruz. Bunu bazen farkında bile olmadan yapıyoruz. Aynaya bakıyormuşuz da kendimizi göremiyormuşuz gibi… Varlığımızı ve gerçek ihtiyaçlarımızı yok saymak bize gerçekten ne kazandırır?

      Eğer hayatı tek bir çizgi şeklinde, sadece pozitif olarak değerlendirdiğimiz duygularla yaşasaydık nasıl olurdu? Zamanla bu hislerin gerçekten pozitif kalıp kalamayacağını ve  sürekli hissettiğimiz monoton bir duygusal duruma dönüşüp dönüşmeyeceğini merak ediyorum. Aslında biraz da cevabı biliyor gibiyim.

Tuana Bozdemir

https://pin.it/1GCr43alg

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.