Merhaba Sevgili Okur!
Ekim, hasat zamanıdır. Kazandığımız başarıları, yaşadığımız güzel anıları kutlamak için sabırsızlanıyor olabiliriz ancak bu kutlamaların öncesinde, yaşadığımız olumsuz ve melankolik anıları da hatırlamak önem taşıyor. Çünkü bu deneyimler, kazanımlarımızın büyük mimarlarındandır. Bu hasat mevsiminde, hem başarılarınızı kutlamanızı hem de zorluklarınızdan ders çıkararak geleceğe daha güçlü adımlarla ilerlemenizi temenni ediyorum. Şimdiden okuduğunuz için teşekkür eder, keyifli okumalar dilerim.
Oku: Çocukluğun Soğuk Geceleri / Tezer Özlü
Hayatı boyunca manik depresif bozukluk ile boğuşan, bir süre elektroşok tedavisi görmüş olan ve edebiyatımızda “gamlı prenses” olarak anılan Tezer Özlü’nün ilk romanıdır bu kitabımız. Dört bölümden oluşan kitap; kahramanımızın yalnızlığını, aldığı yanlış kararları, o kararlardan dönme çabasındayken kendini tekrar aynı yerde bulmasını anlatır. 65 sayfa olmasına aldanmayın çünkü yazarımız içsel dünyasının derinliklerine inen mükemmel bir psikolojik otoportre sunar. Çokça düşünüp sorgulayacağınız, aynı zamanda da sizler için unutulmayacak bir kitap olacağına eminim. Şimdiden iyi okumalar!
Dinle: Dondante / My Morning Jacket
Melankolik zamanlarımızda hepimizin ortak olarak yaptığı bir aktivitedir müzik dinlemek. İçimizdeki fırtınaların, kavgaların çıkış yolu olarak görürüz şarkıları. Dondante de bu anlarınız için dinleyebileceğiniz en iyi şarkılardan biridir. Grubun 2005 yılında çıkardığı “Z” albümü içerisinde yer alan şarkı, psikedeliğin derinliklerini ve bluesun hüzünlü melodilerini bir arada sunar bizlere. Melankolik zamanlarımız olur ama elbet geçecektir. Aynı şarkıda da söylediği gibi.
“Beni endişelendirdin, o kadar endişelendirdin ki bu geçmeyecek
Ama şimdi öğreniyorum, bunun geçeceğini öğreniyorum.”
Tekrar tekrar dinlemeyi isteyeceğiniz bir şarkı olacak, kulaklığınızı takmayı unutmayın.
İzle: Yaşamın Kıyısında / Fatih Akın
Türk sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Fatih Akın; bu filminde yaşam, ölüm, aşk ve kayıplar üzerine kurduğu yolculuğa bizleri de alır. Almanya’da yaşayan Türk kökenli bir ailenin trajik bir olayla sarsılmasıyla başlıyor hikaye. Birbirine geçmiş altı farklı karakterin hayatını konu alan film, başkarakterlerimizden Nejat’ın yaşadığı içsel çatışmalar ve sorgulamaların etrafında dönüyor. Sinematografik olarak da çok başarılı bir görüntü yakalayan Akın, Almanya’nın gri ve soğuk atmosferiyle Türk kültürünü güzel bir ahenk içinde birleştiriyor. Yaşamın geçiciliği ve kaybın getirdiği acı ve melankolik buhranlığı derinlemesine işleyen film, hayatın getirdiği zorluklarla yüzleşen herkes için hem düşündürücü hem evrensel bir anlatım sunuyor. İzlerken üstüne düşünecek bir sürü nokta bulacağınıza eminim. Keyifli seyirler!
Düşün: “Melancholy” / Edvard Munch
Konu melankoli olunca akla gelebilecek en ünlü ressamlardan biridir Munch. Norveçli ekspresyonist ressam, 19. yüzyılın sonlarında yaşadığı içsel çalkantıları ve psikolojik derinlikleri tuvallerine yansıtarak en bilinen eserlerini de bu şekilde ortaya çıkarır. Sunmuş olduğum tablodaki erkek figürü derin bir hüzün ve çaresizlik içindedir. Figürün duruşu ve vücut dili, yalnızlığı ifade eder. Hüzünlü ve kasvetli bir atmosfer yaratmak için soğuk tonlar tercih eden Munch, figürün arkasındaki boşluğu ise umutsuzluğu ve belirsizliği ifade etmek için çizer. İç dünyamızın karmaşıklığını ve buhranlı hallerimizin yansımasını görebileceğimiz harika bir tablo olarak da önümüze çıkar.
Hisset: Acılar Denizi / Ümit Yaşar Oğuzcan
Edebiyatımızın melankolik şairi olan Ümit Yaşar’ın, derin duygu dünyasını ve ustaca olan kalemini bu şiirinde de görürüz. Şairin sade bir dille karmaşık duyguları ifade etmedeki ustalığı, şiirin etkileyiciliğini artırır. Varoluşun kaçınılmaz bir gerçeği olan melankoli, şiirde deniz metaforuyla ifade edilir. İnsan, hayat denizinde yüzerken kaçınılmaz olarak acı dalgalarıyla karşılaşır. Mücadele etmeyi, zorluklarla başa çıkmayı öğrenir. Daha da güçlenerek çıktığı bu denizden hasatlarını toplamaya başlar. O süreçte oluşan hislerini de melankolik şairimiz çok güzel bir şekilde ele alır.
“Bu karanlık bitse artık, bir ay doğsa
Bir deli rüzgar çıksa; alıp götürse
Yılların içimde bıraktıklarını…”
Sudenaz Yıldırım