(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Hayat, görünmeyen bir sisle çevrili bir patika gibidir. İnsanın ayakları toprağa basar ama gözleri, elleri, hatta kalbi, çoğu zaman önünde ne var bilmemenin ürkütücü belirsizliğinde gezinir. O sis, dış dünyayı örterken, en çok da ruhumuzu sarar. Ne yöne gittiğimizi, neye varacağımızı bilmeden sadece adımlarımızın yankısını dinleyerek yürürüz. İşte o sessiz yolculukta, kendimizi bulur; bazen ise kaybederiz.
Sis ağırlaştıkça sesler boğulur, zaman yavaşlar. Nefesimiz kendi ritmiyle duyulur; kalbimizse korku ve umut arasında titrer. Geriye dönmek hayal olur, ilerlemek ise bilinmezlik. Korku, usulca yüreğimize sızar ve hareketimizi durdurmaya çalışır. Oysa durmak, gerçek anlamda hareketsizlik demektir. Sis yalnızca yol almaya devam ettiğimizde çözülür; adımlarımız, sessiz fısıltılar gibi, karanlığı yarar.
Yol, her zaman vardır. Sislerin içinde gizlenmiş, görünmeyen çizgilerle kendini belli eden, yavaş yavaş ortaya çıkan bir yol… Nereye gittiğini bilmeden ona güvenmek zorunda kalırız. Bu güvenin nedeni, hayatın varılacak yerden çok, yürüyüşün kendisi olmasıdır. Her adımda, bilinmezliğin içinde biraz daha güç buluruz; biraz daha cesaret.
Sislerin ardında, toprak farklı kokar; nefes başka akar. İnsan, o yolculuğun sonunda bambaşka biri olur. Karanlık gözlerimize alışır; korku yerini kabullenişe bırakır. Sis, ruhun perdelerini aralar; ışığın gizlendiği yere götürür bizi.
Sonunda bir gün, sis aniden çekilir. Karşımıza çıkan manzara beklenmedik, yabancı ama bir o kadar da özgürleştiricidir. Ortaya çıkan o manzara artık korku değil, umut ve yeni başlangıçların evidir. Sislerin ardından gelen ışık yalnızca dışarıdaki aydınlık değildir. Aynı zamanda içimizde yanmaya başlayan yeni bir ateştir; yenilenmenin, kendini keşfetmenin simgesidir.
Belirsizlik korkulacak bir engel değil; keşfedilecek bir labirenttir. İçinde kaybolmak, en derin anlamıyla kendimizi bulmaktır. Sis, ruhun tozlu raflarını temizleyen bir fırtına gibidir; her adımda bizi biraz daha güçlendirir, olgunlaştırır.
Bilinmezlik, sabrı ve direnci öğreten en büyük öğretmendir. Sisler içinde yürürken anlamaya başlarız ki yolun kendisi varış noktasından daha değerlidir. Her adımda büyür, gelişiriz; kaybolmak, aslında yeniden doğmanın başlangıcıdır.
Kendini bulmanın yolu, puslu, karmaşık anlardan geçer. Kaybolmak, bulmanın ön koşuludur. Yolun sonunda fark ederiz ki; sislerin ardındaki yol dışarıda değil, bizim içimizdedir. Orada atar hayatın gerçek kalbi; orada başlar her şey yeniden.
Selin Çepkinyan
https://pin.it/3MQBK1O0Y: