(Bu yazının okunması yaklaşık olarak iki dakika sürmektedir.)
İnci, elmas ve apatit taşlarının tutunduğu tül duvak; tabuttan sarkmış el gibi cansız, bir ölünün adımlarına değmeden savruluyordu ve mermer basamaklar kendine sürünen bu değerli taşlardan bihaberdi. İleri atılan adımlar, soğuk zemine değdiğinde bir duman gibi kaybolan şeffaf ten, sarı buklelere tutunan tül duvak, bu buklelerin sahibi ve onun kıymetli eşi…
Eurydice ve Orpheus yürüyordu. Tanrıların ışığını adında taşıyan bu genç ozan, biricik aşkı Eurydice’yi Hades’in elinden, ölümün pençesinden çekip alıyordu. Eurycdie ve Orpheus yürüyordu. Hades’in söylediklerini unutmamak için sürekli tekrarlayan Orpheus, kendi sesi yüzünden mi duymuyordu eşinin ayak seslerini yoksa arkasından yürümüyor muydu orman perisi?
“Arkana bakmamalısın, ne olursa olsun arkana bakmamalısın!” ve anılarından kopup gelen bir ses onu tamamladı. “Arkana bakarsan eğer bir daha kollarının arasına alamazsın sevgili eşini, biricik aşkını!”
Eurydice ve Orpheus yürüyordu. Tanrıları bile ağlatan bu hüzünlü tırmanış, bir türlü son bulmuyordu. Çıktıkça uzayan merdivenleri sabırla arşınlarlarken Orpheus duyduğu sesle lirde gezinen parmakları durdu. Yere düşen bir damlaydı bu sesin sahibi. Aklını çeldi tek damla. İçindeki şüpheye, endişeye karışan Eris’in kahkahasını işitti. Yenik düştü bir damla gözyaşına. Kafasını kaldırsa görecekti Kerberos’un arkasında olduğu kapıyı. Görse asla durmayacaktı adımları, daha kararlı çıkacaktı kalan basamakları.
Kafasını çevirdi ve gördü; ormana adım attığı anda aşkıyla kutsandığı, uğruna ölüler dünyasına indiği, Kerberos’u kandırdığı, Hades’in aklını çeldiği kadını. Ölümün bile üstünü örtemediği parıltısıyla, gelinliğiyle karşısındaydı. Gülümsüyordu kocasına, mutluluğu yeryüzüne de taşımak için göz bebeklerine saklamıştı.
İnci, elmas ve apatit bezeli duvağı bir akarsuyun kolları gibi dağılıyordu narin bedeninin kıvrımlarında. Üzerindeki gelinlik anılarının tazeliğini koruması için bir hediyeydi tanrılardan.
Eurydice ve Orpheus artık yürümüyordu. Çünkü Orpheus tek kuralı çiğnemiş, arkasını dönmüştü.
Önünde kendisine gülümseyen şeffaf beden bir kartopu gibi dağıldı ve taneleri sonsuz karanlığa karıştı. Onu tutmak için atılan kolları hiçliği kucakladı. Lir yere düştü, sahibinin elinin değdiği son nota bir yıldızın kayarak gökyüzünü terk etmesi gibi aceleci bir yankı olarak boşluğu terk etti.
Yazar: Züleyha Yıldırım
Görsel Kaynak: https://pin.it/5kIPvmA