İçimdeki Mutluluk

"Kendimi tanıdıkça kendi yolculuğumla barışmaya başlarım. Her birimiz, hayatımızın kahramanı ve yazarıyız. Ben de zamanla kendi hikayemle barıştım. İçimdeki bu sessiz kabul, beni daha da güçlendirdi."

   (Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)          

Bir sabah güneşin doğuşunu izlerken hayatın bizlere sunduğu en güzel armağanı fark ederim: Anın içindeki mutluluk. Zihnimde şekillenen hayallerin peşinden sürüklenirken bazen bir yelkenli gibi rüzgârın yönüne doğru savrulurum, bazen de tıpkı bir gemi gibi fırtınalara karşı direnmeye çalışırım. Oysa mutluluğu ne uzak bir ada ne de ulaşılması güç bir hazine gibi hayal ederim. O, bizzat yolculuğun kendisidir; rüzgârın sesinde, dalgaların vuruşunda, hatta bazen karanlıkta kaybolan yıldızların yansımasında.

         Mutlu olmak, bir çiçeğin toprağa kök salması gibidir. İçimdeki huzur da tıpkı o çiçeğin yapraklarının her birini güneşe doğru çevirmesi gibi, sabırla ve azimle gelişir. Birçok insan, mutluluğu dışarıda arar; oysa ben, mutluluğumun içimde olduğunu zamanla fark ettim. İçimdeki toprak ne kadar verimli olursa, ruhum o kadar canlı ve berrak olur. Köklerimi derinlere salmadıkça sadece rüzgârın savurduğu yapraklar gibi savrulurum. 

      Bazen mutluluğu bir okyanus gibi düşünürüm; denizin tuzlu sularında boğulmakla, okyanusun derinliklerine inmek arasında ince bir çizgi vardır. Oysaki mutluluk, büyük dalgalar arasında kaybolmak değil, dinginliği bulmaktır. Okyanusun derinliklerinde sessiz bir huzur yatar, bazen en büyük fırtına bile, okyanusun derinliklerinde yalnızca bir titreşimden ibarettir. Aynı şekilde hayatımın gürültüsünde de sessizliğin içinde saklı bir huzur bulurum. Her geçen gün bu huzuru keşfetmek, bana kendi içimde ne kadar derin bir okyanus olduğumu hatırlatır.

        Bununla birlikte, mutlu olmak için bir aynaya bakmak gerekir. Ayna, bana sadece dış görünüşümü değil, ruhumun derinliklerini de gösterir. Bazen, maskelerin ardında kaybolduğumu hissediyorum; ama gerçek mutluluk, aynada gördüğüm yansımanın arkasındaki benliği kabul etmektir. Kendimi tanıdıkça kendi yolculuğumla barışmaya başlarım. Her birimiz, hayatımızın kahramanı ve yazarıyız. Ben de zamanla kendi hikayemle barıştım. İçimdeki bu sessiz kabul, beni daha da güçlendirdi.

        Bir başka açıdan bakıldığında mutluluk, bir ormanın içindeki yolculuğa benzer. Her ağaç, her çiçek, her kuş bir anı, bir hatıra taşır. Benim yolculuğumda da karşımda engeller bulunur; ama her engel beni şekillendirir, olgunlaştırır. Ormanda kaybolduğumu düşündüğümde aslında yalnızca yönümü kaybetmişimdir. Bir zamanlar korktuğum karanlık, şimdi beni huzura kavuşturan bir yol gösterici olmuştur. Kaybolduğumda, bazen en parlak yıldız bile yolumu aydınlatmaya yeter. Her kayboluş, sonunda bir keşfe dönüşür.

          Sonuçta mutlu olmak için en fazla ihtiyaç duyduğum şey, belki de yalnızca bir adım atmak, bir nefes almak, bir parça huzurla kalmaktır. Kendi içimdeki derinliklere inmeyi öğrendim. Hayatı olduğu gibi kabul etmek, bana her şeyin geçici olduğunu hatırlatır. Bütün arayışlar, derinlerde bir yansıma bulmaya dönüştüğünde ben de kendi gölgemle barıştım. Mutluluk, başka hiçbir yerde değil, tam da burada, bu anın içinde beni bekliyor ve bekleyecek. Gelecek de bir gün geçecek ve güzel anılar birikmeye devam edecek.

Selin Çepkinyan

Görsel Kaynak: https://pin.it/5LjcDypqd

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.