(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)
Bu bahar pek ısıtmıyor bizi, biliyorum. “Son” olduğundan olsa gerek. İlki gibi mutlulukla değil de hüzünle sarıyor içimizi, yaprak dökümünden olabilir. Biz istediğimiz kadar son verelim baharlara, kaybettiğimiz her mevsimin ardından bahara aşık olmadık mı? En güzel çiçekler gibi baharda açmadık mı? Yazın renk cümbüşü içinde dans eden bahçelerimiz sararıp solsa da, biz sevdik bu soğuk renkleri. En gamsız olanımız bile, Ortaköy’den Beşiktaş’a yürürken kendini teslim etti, kuru yapraklarla dolmuş yolun hüzünlü düşüncelerine. Şimdi Kadıköy’den geliyorum, Rıhtım’da yüzüme yüzüme çarpan soğuk rüzgarı nasıl kabullendim, anlamıyorum. Ama öyledir ya, hep bir şeyleri kabullenmek zorunda bırakılırız. En başta hayatı, içinde taşıdığı tüm bilinmezliğiyle kabul ederiz. Bu bilgisizliğimizi kabul etmekle başlar, her yeni bilgide yenilmemiz. Ama insanız ya, alışıyoruz alışmamaya ve her yenilgide ayağa kalkıyoruz en sonunda.
Havaların birden soğumasına alışmam gerekirdi. Hala her sonbaharda üzerime ceket almamanın pişmanlığını yaşarım. Aslında sonbaharın geldiğini de böyle anlarım. Beklenmedik anlarda bastıran yağmurlar, masaya konduğu gibi soğuyan kahvem, siyah giyen insanların çoğunluğu bana önce sonbaharı, sonra yaklaşan yeni yaşımı hatırlatıyor. Eskiden de yaşlarım bu kadar hızlı mı geçerdi yoksa ben mi zamanın yeni farkına vardım? Taşıyamadığım bir yükün gölgesinde mi kaldım yoksa büyüdükçe mi zayıfladı kollarım, bilmiyorum. Aylar bitmek bilmezdi ben küçükken, şimdi yılları art arda dinlediğim şarkılar gibi geçiyorum. Bu yıl biraz Sezen Aksu’dan “Hazan”, biraz MFÖ’den “Tam Ortasındayım” tadında geçti. Nakaratı başa sarar gibi yaşamak istedim günleri birkaç defa, öyle unutulmaz günlerim oldu. Ya da melodilerden sıkılıp atlamak istedim şarkıların girişlerini, öyle hasret kaldım iki güzel cümleye. Kimi zaman susturup tüm notaları, sessizliği kendime dost bildim. Rüzgarda çarpışan yapraklar hükmederken duyduklarıma, ben en uzak düşüncelerime uzandım gecenin karanlığında.
Mevsimlerden sonbahar. Alışkanlıklardan yalnızlık. Gitgide rengi dönüyor fotoğrafların yeşilden griye. Güneş istediği kadar yansısın yüksek binaların camlarından, bulutlar soğuk. Artık neşelendirmiyor beni hareketli melodiler, Rıhtım’da rüzgarla boğuşurken. “Ah burada olsan!” diyorum ama içimden, “Çok güzel hala İstanbul’da sonbahar.” Ben her sırılsıklam olduğumda, kahvemi hızlı içmem gerektiğini fark ettiğimde ve kendime sadece siyahı yakıştırdığımda karşılıyorum bu mevsimi. Hoş geldin bahar. Hoş geldin yeni yaşım.
Yazar: Neslişah Kahraman