SANRILI GECELERİN SONU

“Geceler boyu anıların bulanık suyundan içiyorum. Bazen hiç var olmamış gibi geliyorlar bana, bazen de eskiden var olduklarını unutuyorum. Ne de olsa ikisi de aynı kapıya çıkıyor. “

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)

Uykusuzluğum içinde rastladığım ilk sokağa saptım. Saptım, yoksa perdemde asılı tanımını bekleyen o şekilsiz gölgelerle baş başa kalacaktım. Bana dik dik bakıyorlar. İnsanlar değişti, evler, eşyalar, hatıralar…Ama onlar hep orada. Tehditkâr ama aynı zamanda davetkâr gözleriyle sürekli bana bakıyorlar. Bense onlara bazen bakabiliyorum. Bu gece nedense her zamankinden daha korkunç görünüyorlar. Sokak lambaları sanki biraz daha değişik yanıyor, daha da büyütüyor onları. Sessizliğin kulaklarımda bıraktığı o garip uğultuyu hissedebiliyorum. Yalnızlığım içimde bir yerlerde kımıldıyor. Kalbimdeki kaktüse suyunu içiriyorum. Şimdi bu gölgeler perdemden taşıp beni ele geçirseler ve ben de nihayetinde bir gölgeye dönüşsem, diyorum içimden. Yalnızca sokak lambaları ile var olabilen, anlam edinmeyi bekleyen bir gölge olsam. Geceleri yataklardan bana bakan korkulu gözler tanımlamaya çalışsa beni. Biraz sonra düşüncelerim kaybolup, yatağın sıcak tarafını hislerime bırakıyor. Biraz korkuyorum. Varlığımı bu derece yadsımaya hazır mıyım, bilmiyorum. O sırada gölgeler aralarında fısıldaşıyor, ardından bana sesleniyorlar. Çok istiyorsan gel, diyorlar. Ama şimdi de, bir gölgeden farklı değilsin. Gözlerimi tavana çeviriyorum. Belki haklılar belki de değiller, bilmiyorum. Ortak bir yönümüz varsa o da tanımsız olmamızdır, diye geçiriyorum içimden. Sessizlik devam ediyor ama ben bir şeyler duymak istiyorum. Bir kedi miyavlasın, gök gürlesin, birileri bir şeyler fısıldasın istiyorum. Dünyanın içine geri dönmek istiyorum. Gölgeler bana sessizce gülüyor, bilerek yapıyorlar bunu. Huzursuzca kımıldanıyorum ama yatağım bile gıcırdamıyor, sessizlik birikerek artıyor. Bir ses edinmeye çalışsam bile dudaklarım kımıldamayacak, biliyorum. Bunu daha önce çok denedim ve şimdi çaresizliği öğrendim. Gerçeklik bana meyvesini hiç vermeyecek çünkü bahsedilen o noktayı çoktan geçtim. Geceler boyu, anıların bulanık suyundan içiyorum. Bazen hiç var olmamış gibi geliyorlar bana, bazen de eskiden var olduklarını unutuyorum. Ne de olsa ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Bir gün o kapılar da yok olacak, biliyorum. Üstüne basıp bir şeylerin içine girdiğim tüm eşikler, tutup çevirdiğim kapı kolları…Hepsi kaybolacak. Sessizlik devam ediyor. Birkaç renk görmek için gözlerimi kapıyorum. Uykusuzluğum hala yerinde ve sokakları oldukça dar. Yine de yürüyorum. Tanıdık bir şeylerle karşılaşmak, üzerinde hatıralarımın kokusu olan bir şey bulmak için. Belki kendimle, belki eski bir şarkıyla ama gölgeler değil. Onları unutmak istiyorum, belki o zaman var olmayı bırakırlar. Bazı şeyler bakınca çok vardır; bakmayınca da hiç yoktur, diyorum içimden. Hemen sonra, aklıma öznenin anlamsızlığı geliyor. Bir şeyler ben onlara bakmasam da yok olmayacak, anlıyorum.  Gözlerimi kapalı tutuyorum ama orada olduklarını biliyorum. İçlerinden biri beni çağırmaya devam ediyor. Çok istiyorsan gel, diyor. Ama şimdi de bir gölgeden farklı değilsin.

Yazar: Hatice Ceren Tırış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.