Hayallerinde Sakla Mektuplarımı

“Ne yokluğa, ne varlığa dokunan hayallerimi kimse bozamayacaktı. Bir sessizliğin yaşattığı hayallerimi, yine bir sessizlik yıkacaktı.”

                                  (Bu yazıyı okumak yaklaşık 3 dakika sürmektedir.)

(Yazıyı okurken https://youtu.be/SPD48OB8B0s ( Farid Farjad-Taghatam Deh) dinlemenizi rica ederim.)

Sevgili dostum, mektupların yine ulaşamadı elime. Bunca yıldır, mektuplarının beni bulamaması ne üzücü. Benimkiler de sana ulaşmıyormuş, lakin bana da geri dönmüyorlar.

Hayaller dostum, çoğu gerçek dahi olmayacak hayaller…

Kendimizi kandırmak için kocaman Pollyanna Hikâyeleri, aynı zamanda bizi gerçekle tanıştıracak tek gerçek yol. Ben bir hayal kurdum, yaşamımda yolunda gitmeyen her olayı ona bağladım. Evet ya! O benim hayalimdi, üstelik sadece benim. Bağımsız, kimseyle alakası olmayan kendi çapında bir hayaldi. Ne yokluğa, ne varlığa dokunan hayallerimi kimse bozamayacaktı. Bir sessizliğin yaşattığı hayallerimi, yine bir sessizlik yıkacaktı. En ufak bir üzüntü yaşadığımda ‘o zamanlar’ yaşamayacağım dedim. Hatta sokakta gördüğüm evsiz kedileri, köpekleri bile ‘o zamanlara’ bağladım. Kimsenin mutsuzluğuna yer yoktu o zamanlarımda. Kimsenin sevgisine ihtiyacım yoktu çünkü biliyordum, o da tıpkı benim gibiydi. Bana çok benziyordu, sevdi mi çok seviyordu. Bu dünyada beni bensiz bırakacak son kişi olacaktı. Üstelik bu öyle son birkaç zamandır düşlediğim bir hayal değildir. Kökleri zannımca yılları büyütmüştür. Ve yıllarla, kökleri de büyümüştür.

   Fakat ben de büyüdükçe insanlık gibi masumiyetimi kaybediyorum. Ah güzel dostum, ‘o zamanlarımı’ masumiyetimle savaşırken kaybetmekten korkuyorum. Düşünüyorum da kendimi mi kandırıyorum acaba? Herkes seni bulamayacağımdan çok emin. Nasıl da kendimi kandırdığımı, bile bile düşümü uzatmalara çektiğimden söz ediyorlar. Belli ki saçmalamışım. Çocukluk işte… Kafamda bir teori üretmiş ve koca adam olduğum halde küçücük çocuğa inanıyormuşum.

  Sen şimdi diyeceksin, “O çocuk seni kurtaracak.” O büyük adam, ufaklığı dinlemeye devam etsin isteyeceksin. Her olayın iyi tarafını görüp, kıyamet kopsa bile sabretmeyi öğreteceksin bana. Olayların en korkunçlarından bile bir ışıltı bulmayı sevdireceksin. Oysa şimdi her kötü olayın içinden bulup kalbime attığın ışıltılar canımı acıtıyor. Ve hala ‘o zamanlarımda’ bütün eksikliklerimi bulacağımı ümit etmekten kurtulamıyorum.

 Kimseye dokunmayan hayallerimin içinde, her şeyi barındırdığından söz edeceksin. Ardından sana attığım mektuplarla seni değil, kendimi bulmamı isteyeceksin. Seni değil, kendimi bulmamı söyleyecek, bana benim ihtiyacım olduğundan söz edeceksin. Ve güzel bir gülümsemeyle, beni yenilgiye uğratmayı yine başaracaksın. Lakin unutuyorsun her seferinde; kendimi buldukça seni daha çok arayacağım ve yine başarında yenilgiyi tadacaksın.

Ah hayallerimi güçlendiren dostum… Bir gün mektuplarımız yerlerine ulaşacak mı dersin? Evet, biliyorum kendisi dahi ulaşmayan mektuplarını bir gün gözlerime bakarak okumaktan bahsediyorsun. Hiç ulaşmamış mektuplarını ezbere bilmem ne tuhaf…

Yazar: Berceste Özdemir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.