(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Bir yıldır bu gemideydi. Elinde kalemi dışında hiçbir şeyi yoktu. Ne bir haritası vardı
önünde ne de nereye gittiğini söyleyen bir pusulası. Yine de tuhaf bir şekilde, bir yıl önce bu
gemiye binen halinden daha doluydu şimdi. Açlıktan, susuzluktan, yalnızlıktan başka bir
dünyaya göçmesi gerekirdi belki. Oysa şimdi daha tok, daha diri, daha kendine yakındı.Bazen
insanın elinde hiçbir şey kalmadığında, aslında ilk kez kendisine yer açılıyordu.
Anıları zihninde silikti. Bazı yüzler, bazı sesler, bazı cümleler sisin içinde kaybolmuştu.
Ama uğradığı adaları hatırlıyordu. Çocukluğundan kalma o tuhaf, huzurlu his vardı oralarda.
Her ada başka bir duyguyla karşılamıştı onu. Birinde dostluk vardı; hiç tanımadığı halde
yıllardır tanıyormuş gibi hissettiği insanlar. Birinde hüzün vardı; ardında bırakmak zorunda
kaldığı şeylerin ağırlığı. Bir diğerinde umut; henüz gerçekleşmemiş ama gerçekleşebileceğine
inanmanın verdiği o ince sıcaklık.
Her adadan biraz eksilerek değil, biraz değişerek ayrılmıştı.Şimdi çok yakında bir kara
görünüyordu.Kara görünce sevinmesi gerekirdi.Bir yıldır denizde olan bir insan, toprağı
gördüğünde neden sevinmezdi? Bilmiyordu. Kara, uzaktan bakıldığında kurtuluş gibiydi.
Ama ona nedense çok uzak, çok sessiz ve ulaşmak istemediği bir sisin içinde görünüyordu.
Belki de insan bazen vardığı yerden değil, geride bıraktığından korkuyordu. Çünkü bu gemi
yalnızca onu bir yerden bir yere taşımamıştı.Onu korumuştu.Sert dalgalarda savrulurken
tutunacak bir yer olmuştu. Fırtınalarda içine kapanıp sessizce bekleyebildiği bir sığınak
olmuştu. Bazen denizin ortasında hiçbir şey yolunda değilken, yalnızca geminin varlığı bile
buradasın demişti ona.
Şimdi ondan inmesi gerekiyordu. Ama nasıl ? Karaya ayak bastığında birkaç adım attı.
Sonra durdu, arkasını döndü. Gemi hâlâ oradaydı.Yaklaştı, eski bir dostunu selamlar gibi
ellerini geminin gövdesinde dolaştırdı. Parmakları, üzerindeki yazıya değdiğinde ilk kez
gördüğü günü hatırladı. Lonca…Gülümsedi.
Birlikte geçirilen zamanın, insanları birbirinden ayırmak yerine birbirine karıştırdığını o
zaman bilmiyordu. Ruhların birbirine sarılabileceğini, bazı insanların bir anıdan çok daha
fazlası olabileceğini bilmiyordu. Gülümsemesi kırıktı. Çünkü bazı vedalar insanın yüzünde
tamamlanmaz. O, şimdi gemiden iniyordu.Uzaktan bakan biri onu gemiyi terk eden biri
sanabilirdi ama o biliyordu. İnsan bir gemiden inebilir, fakat gemi insandan inmez.
Bazı yerler yalnızca gidilen yerler değildir; insanın içinde yaşamaya devam eden yerlerdir.
Bazı insanlar yalnızca tanışılan insanlar değildir; insanın ruhuna karışan, yürüdüğü yollara iz
bırakan insanlardır. Bazı dönemler bittiğinde gerçekten bitmez. Sadece biçim değiştirir. Belkiartık o gemide uyanmayacaktı, dalgaları her gün aynı pencereden izlemeyecekti.Belki
geminin güvertesinde biriken kahkahalar, gecenin sessizliğinde edilen konuşmalar ve birlikte
taşınan bütün o küçük anlar geride kalacaktı. Ama biliyordu, bir kez o gemiye bindiysen,
artık nereye gidersen git onun bir parçasını taşırsın.Sonra yeniden bir fırtına çıkar,deniz
kabarır,dalgalar eskisi gibi sertleşir. Ve insan, yıllar sonra bile bir yerlerde o geminin sesini
duyar.
İşte o zaman ruhlar yeniden birleşir.Belki bir güvertede, belki bir anıda, belki yalnızca
kalemin ucunda… Çünkü bazı gemiler karaya vardığında görevini tamamlamaz. Sadece
yolcusunu, geminin olmadığı başka bir yerde yoluna devam edebilecek kadar dönüştürür. O
da son kez gemiye baktı,yürümeye başladı.Arkasında bir gemi bırakıyordu ama içinde bir
dünya taşıyordu.
Yazar: Fatoş Ölmez
Görsel : https://tr.pinterest.com/pin/569283209166455391/