Gecenin Oyunu

"Kırık hayaller saklı defteri artık kırık hayaller kaplıydı. Her şeyi toparlayıp çekmeceye sıkıştırdı. Sonra, “Her şeyi bir çekmeceye sıkıştırıp atmak meğer ne kadar kolaymış.” diye düşündü. İçine sığdıramadıkları bir çekmeceye sığmıştı."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)

Apartmanın kapısını açıp sadece geceleri uyumak için geldiği dairesine yöneldi. Anahtarını usulca çevirdi. Bu saatte birçok kişi uyumuş olmalıydı. Şimdiye kadar hiç bu kadar yorulduğunu hissetmemişti. Bütün yorgunluklarını bir kenara bırakabilirdi, tek şey hariç: His yorgunluğu. Her şeyi tam anlamıyla hissede hissede yaşamaktan duyduğu yorgunluk. Henüz hislerini yenecek güce ulaşmamıştı. Hisler yenilmeli miydi onu da bilmiyordu. Belki de yaşı şu an için küçüktü. Hem artık bir şeyleri hissedemediğinden şikâyetlenen büyüklere dönüşmek istemiyordu. 

Yatağının başındaki çekmeceye doğru yol aldı. Kırık hayaller saklı defterini çıkardı. Odasında en çok yeri kaplayan masasına yöneldi. Evde olduğu zamanlar her anı bu masada geçerdi. Loş ışığını yaktı, siyah tükenmez kalemini eline aldı. Hislerini rahatlatma vakti gelmişti. Onu yazmaya iten hep hisleri olmuştu. Geceleri bu saatlerde hiç susmadan dökerdi içini. Şu ana kadar hislerini ortalama düzeyde yaşayabildiği bir an olmamıştı. Her zaman aşırıya kaçardı. Ya çok dibe batardı ya da hiçbir şeyi umursamazdı. Herkesin hayatında bir savaşı var derlerdi. Onun savaşı kalbinden dökülen birkaç satırda gizliydi. Onun savaşı kendi içindeydi. 

Her yazısına ilk önce tarih atardı. Yaşadığı her bir anının tarihini ezbere bilirdi. Defterindeki sayfaları çevirirken arasından bir fotoğraf düştü. Kasım ayından kalma bir fotoğraftı. Kalbinde derinden bir acı hissetti. Hatıralar film şeridi gibiydi. Zihninde bir yolculuğa çıktı. Masasındaki ışığın sönmesiyle ürküp kendine geldi. Elektrik kesilmişti. Zaten zar zor görünen etraf artık hiç görünmüyordu. Yazmaya başlarsa hisleriyle yüzleşmesi gerekecekti. Ancak şu an hiç hazır değildi. Az evvel darmadağın olmuştu. Toparlandığını sanmıştı ama gecenin ona oyunu olmuştu bu durum. Sandalyesinden kalktı. Ayaklarını kaldıracak gücü bile yoktu. Kendini yatağa bıraktı. Bu yorgunluk onu uyutmayacak türdendi. Sabaha kadar yattığı yerde döndü durdu. Uyuduğu bir an olmamıştı.

Kuşların da ötüşmesiyle yataktan kalkma vakti gelmişti. Her sabah kalktığında elleri titrerdi ama hiçbir zaman belli etmezdi. Güçlü görünmesi gerekliydi. Aynaya baktığında gözlerinin içinde yaşama dair korkusunu görürdü. Ancak ona dışarıdan bir göz bakacak olursa gözleri zihnini gizlerdi. Bazen tir tir titrerdi dizleri, o anlarda elleri yumruk olur tırnakları avuç içlerine batardı. Hiç çıkarmadığı bir yüzüğü vardı. Ne zaman kaygılansa onunla oynardı. Ne zaman kaygılansa demek garip kaçtı çünkü genelde günü yüzüğüyle oynayarak geçerdi.

Pencerenin önünde onu bekleyen kuşlarına yem koydu önce. Sonra titremelerinin artacağını bilerek sabah kahvesini içti. Bugün izin günüydü. Bugün acılarından kaçmasına gerek yoktu. Tüm gün masasında oturup defterine bir şeyler karalayabilirdi. Defterinde hâlâ aynı sayfa açıktı. Fotoğraf masada ters bir şekilde duruyordu. Tekrar görmeye cesareti yoktu. Her hevesinin yarına kaldığı bir talihi vardı. Oysa “yarın” belirsizlik silsilesinden başka bir şey değildi. Yüzüğüyle oynamaya başladı. Derin düşüncelere dalıp kendini kaybetti. Düşüne düşüne hava kararmış ancak tek bir satır yazamamıştı. Kırık hayaller saklı defteri artık kırık hayaller kaplıydı. Her şeyi toparlayıp çekmeceye sıkıştırdı. Sonra, “Her şeyi bir çekmeceye sıkıştırıp atmak meğer ne kadar kolaymış.” diye düşündü. İçine sığdıramadıkları bir çekmeceye sığmıştı.

Yazar: Sıla İrem Çolak

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.