(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 4 dakikadır.)
İnsanlar neden yetinmeyi bilmedi? İnsanoğlu şu kısacık hayatında kendisi için daima fazlasını istemiştir. Bizler, hayatta her neye sahip olursak olalım her zaman daha fazlasını isteyen ve arzulayan basit canlılarız. Kendi duygularımız ve arzularımız için ezmeyeceğimiz insan, kırmayacağımız kalp ve yok sayamayacağımız duygu yok. Şüphesiz ki; açgözlülük insanların ruhunu zehirledi, aramıza nefret duvarları ördü, bizleri birbirimizi kırmaya ve sefalet içerisinde yaşamaya itti.
Dünya bu denli hızlandıkça bizler ördüğümüz duvarların arkasına sığındık. Varlık ve bolluk vaat eden makinalar biz insanları doyumsuzluğa itti. İnsanoğlu her geçen gün çok düşünen ama az hisseden bir hale; insanoğlunun zekâsıysa kıtlığa ve katılığa, duygularıysa merhametsizliğe büründü. Dünya ana bizleri doyuracak güce ve güzelliğe sahipken bizler karanlığı yaratmayı tercih ettik. Merhamet, şefkat, tevazu ve sevgi bu değerler olmaksızın insanlığın yaşamı şiddete ve karanlığa bürünmeye mahkûmdu. Acılar, hüzünler ve umutsuzluklarla dolu bir dünya… Bu sahip olduğumuz değil, yarattığımız dünyaydı.
Etrafınıza hiç baktınız mı? Gülüşlerinde bir dünya barındıran çocuklar gün geçtikçe gaddarlığa, duyguları gökkuşağı gibi rengârenk olan insanlar zaman geçtikçe karanlığa bürünüyordu peki duygularımızın tekrardan rengârenk olması için yağmuru mu beklemeliydik yoksa kendi ışığımızı mı yaratmalıydık?
Ruhlarımızın kaptanı olup benliğimizi aydınlığa götürebilecekken ruhlarımızı hırsa ve açgözlülüğe satacak kadar acizdik. Kuşları hayal edin, onlar birlik ve beraberlikleri için bir olup dünyanın bir ucundan öbür ucuna giderken biz milyarlarca insan bir kuş gibi düşünemedik!
Yaşamak bir kuş gibi hür ve özgürceyken biz kanatlarımızı koparıp yerimizde saymayı seçtik. Oysaki özgürce yaşamak başkalarının hayatlarına ket vurup kendi çıkarlarını göz etmek değil, birlikte aydınlık ufukları keşfetmekti…
Açgözlülük, hırs, bencillik ve bunlar gibi tüm karanlık olguların elinde adeta esir olmuştu insan. Halbuki insanlar kendi içlerinde müdara olabilseydi ortaya çıkan kaçınılmaz son, gülen çocuklar ve gökkuşağı gibi rengârenk duygular olacaktı. Sahiden neydi bizleri aydınlığa götürecek olan o iyilik olgusu, iyilik gerçekten “iyi” bir şey miydi?
İnsanların ayak bastığı toprak kan, elinin değdiği su kurak bir hale geliyordu böylesine acımasız olan insanların içerisinde “iyilik” dedikleri şey bizi gerçekten kurtaracak mıydı? İnsanoğlu kendi yarattığı bu karanlık dünyanın içerisinde, pişkinlikle kendi ütopyasını kuruyor ve yaşadığı gerçekliği iyilik olgusuna bağlayıp kendi vicdanını rahatlatıyordu.
Evet, artık tercih zamanı gelmişte geçiyor. Karanlık mı aydınlık mı? İyilik mi kötülük mü? Ben mi biz mi? Tercih bizlerin…
Yağız Efe Yaşin
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/971933163328280421/