(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)
Ondan kalan her şeyi muhafaza etmişti, dünya dışında. Sisli gökyüzüne bakarken hatırladığı geçmişi miydi yoksa o günleri hatırlayınca gölge düşen gözleri mi emin olamadı. Ellerini soğuduğunu bildiği halde çay bardağına biraz daha sardı, azıcık bir sıcaklık ümit ederek. Oturduğu merdiven basamağından şöyle bir etrafa baktı, dağların arasında kalmıştı. İçinden tüm anıları eski bir şiir gibi anımsayarak iç geçirdi. Küçük bir hayat vardı herkeste, o; o hayatın en köşesinde kalmıştı.
İçeri geçip çizikleri olan bir plağı aldı ve rastgele bir yerden çalmaya başladı:
Nükhet Duru – Melankoli
Melankoli kelimesinin yetmişlerde de kullanılıyor olması onu bir miktar şaşırttı ve öncesinde insanların hangi kelimeyi yerine kullandığını hatırlamaya çalıştı. İçinde bulunduğu durumu melankoli olarak adlandırmak için eşiği çoktan geçmişti, aslında o bu halinden memnundu. Huysuzdu, geçimsizdi, küstü hayata. İnsanlar sanıyordu ki onlara bu tavrı. Siz olsanız, hayatınızı hayat yapan bir madde olsa mesela ve onu kaybetseniz diyebilir misiniz tekrar hayata hayat? Bunun zorunlu koşulduğu hayata tutsak olmayan kimse bilemezdi, öyle menem bir histi. Susuzluk rahatsız etmezdi insanı, başında daha büyük bir yâd olurdu. Açlık normal gelirdi çoğu zaman. Kaybın acısına eşlik edecek her şey değerli olur, matemi canlı kılardı. Bir insanı kaybetmenin en korkunç yolu bazı bazı onun yasını kaybetmek gibi gelirdi insana, ondan geriye kalan yokluğuyla varlığını tescilleyen o kurum: matem.
Şarkılar değiştikçe ve neşelendikçe ruhuna yakıştırmadı ve alelade kaldırdı pikabın iğnesini, iğnenin eline batışını neredeyse hissetmedi kanı görene dek. Mutfağa gidip tüm o dağınıklığa baktı ve haykırmak geldiyse de içinden, bir ah bile çıkmadı. Bir peçeteyi doladı parmağına ve gözünden akan bir yaşın neye aktığını düşündü. Kafasını salladı ve dedi ki “Böyle yaşanmazdı.”. Sesini ondan başka duyan olmadı. Fiziksel olarak sesi var eden şey sesin dalgalarıydı fakat sesi kimse duymazsa ses de var olmazdı. O bile emin olamadı sesinin olup olmadığından. Ellerini yasladığı tezgâhtan doğrulup etrafa baktı. Haklıydı ama böyle yaşanmazdı. Yok hayır mesele mutfağın dağınıklığı falan değildi: bu ruh, bu beden, bu zihin. Soğuk bir suyla kendini dışarı atıverdi, suyu içmeyecekti yine de almak istemişti. Bu minicik eylem, içine bir sıcaklık verdi. Keyfi için bir şey yapmış olmak hem suçlu hem iyi hissettirdi. Ellerini ovuşturdu soğuk tenine geçince, böyle bir havada onun için yaşam durmuştu. O an yaptığı her şey ona bir saçmalık gibi hissettirdi, neyi kaybetmişti ki neyi bulacaktı. Bundan sonra bildiği tek şey yaşayacağıydı.
Hayata bir şekil biçmek hayatı değerli yapmazdı. Kadere karşı küstahlık eylemekti bunun adı ve o da zaten küstah biriydi. Bunu biliyordu, o yüzden düşüncelerini yadırgamadı. Zembereği boşalmıştı zamanın ve yeniden kurma vaktiydi düzeni. Fakat belki siz bilirsiniz, geç kalınmış bir hayata ne denirdi? Öylece sönüverdi işte bir bardak suyun başlattığı ateş. Anıları bir kolyenin boncukları gibi dizmişti boynuna, asılı duruyordu göğsünün üstünde. Her gün yaşasanız kıyameti tekrar tekrar, ağından kurtulabilir miydiniz? O kurtulamayacağını biliyordu. Parmağının ucundaki kesiğe baktı, hemen durmuştu kanaması. Yıllarca kanayan ruhu bir gıdım kabuk bağlamamıştı. Acımıyordu artık canı, hayatı acıya gark olmuştu.
Yazardan Not: Karakterimiz aslında bir gün geçmiş hayatın çarklarının geri döndürülüp başka bir hayat yaşanabileceğini keşfedecek. Acıyı yaşamanın en iyi yolunun dibine kadar yaşamak olduğunu düşünür kimileri, fark edemedikleri acının dibi yoktur, dipsiz bir kuyudur. Siz acı çektikçe daha derini kazarsınız. Bu yüzden iyileşmek isteyen bir ruh varsa kalksın ve ışığı göremediği o karanlık dipte tırnaklarıyla kazıyarak çıksın yukarı. Karakterimiz birkaç yıl sonra bunu fark edecek ve amansız bir telaşa kapılacaktır. Tek bir düşünce onun yoluna ışık olacaktır, hiçbir türlü iyi hissetmiyorum denesem ne değişecek, denemesem ne değişecek? Siz karakterimizin “bu” anında ona rast geldiniz ama ben size gelecekteki ondan bir haber getirmek istedim.
Yazar: Rümeysa Kurt
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/792985446918086358/