(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)
Aşk, sessiz bir fısıltıyla başlar. Kalbin derinliklerinde, henüz adını koyamadığımız ama
varlığını her nefeste hissettiğimiz o ince sızısıyla. İlk kıvılcım düştüğünde, dünya aniden renk
değiştirir. Gökyüzü daha parlak, sabah kahvesinin kokusu daha güzel ve sıradan bir
gülümseme hayatın en büyük mucizesine dönüşür. Filizlenen bu duygu, toprağın altından gün
ışığına çıkmaya çalışan narin bir fidan gibidir hissettirir kendini. Ürkek ama bir o kadar da
dirençli.
O ilk zamanlar, zihnin sadece tek bir yere kilitlendiği, zamanın hem çok hızlı hem de
durmuş gibi hissedildiği büyülü anlardır. Bir mesajın bildirimiyle hızlanan nabız, paylaşılan
ortak bir şakada saklı kalan gizli bakışlar ve söylenmemiş sözlerin ağırlığı… Aşkın bu bahar
dönemi, insanın kendi içindeki en saf halini keşfedişidir. Kendimizi bir başkasının aynasında
görmeye başlarız. Kusurlarımız bile o sevgi dolu bakışın altında yumuşar, anlam kazanır.
Ancak aşk, sadece o ilk heyecanın sarhoşluğu değildir. Gerçek bağ, o taze filiz bir ağaca
dönüşmeye başladığında test edilir. Aşkı diri tutmak, başlangıçtaki o saf tutkuyu günlük
hayatın tozlu rafları arasında kaybetmemeyi seçmektir. Emek ister, birbirinin sessizliğini
dinlemeyi, fırtınalı günlerde sığınacak bir liman olmayı ve en önemlisi, her sabah yeniden o
insanı seçmeyi gerektirir. Bir ilişkinin bitişini engellemek ya da o heyecanı taze tutmak,
geçmişin hatıralarına hapsolmak değil, her gün yeni hatıralar inşa etmektir.
Samimiyet, aşkın en güçlü zırhıdır. Maskelerin düştüğü, kırılganlıkların açıkça sergilendiği
o anlarda aşk köklenir aslında. Eğer o ilk kıvılcımın sıcaklığını korumak istiyorsak,
birbirimize sadece iyi günlerimizde değil, en yorgun ve en eksik hissettiğimiz anlarımızda da
şefkatle bakabilmeliyiz. Aşkın başlangıcındaki o heyecanlı anları, yıllar geçse de her bakışta
diri tutan şey, karşımızdaki ruhun derinliğine duyduğumuz o bitmeyen meraktır.
Bazen aşkı diri tutmak, onu bir vedayla onurlandırmayı gerektirir. Sadakatin her şeyi
çözemediği o sınır çizgisine geldiğimizde, filizin kuruduğunu kabul etmek de sevdaya
dahildir. Aşkın bitişi, bir başarısızlık değil; iki ruhun birbirine katacağı derslerin
tamamlanmasıdır. En samimi bitişler, birbirinin varlığına şükrederek, o enkazın altından
hatıraları incitmeden çıkabilmektir. Gerçek olgunluk, aşkın artık beslemediği bir toprakta
zorla çiçek açtırmaya çalışmamak, yerini boşluğun huzuruna bırakmaktır. Bitişi diri tutmak, o
yaşanmışlığın onurunu koruyarak gitmeyi bilmektir.
Genel Sekreter’in Kaleminden: Dilşad Top