Eksik Bir Şey Mi Var?

Kelimelerle süslemek bazen kirletir ortalığı. Hep derim ve yine demek üzereyim sanırım. Diyorum, her şey konuşulamaz. Her şey kelimelere karşılık gelmez. Bazı şeyler anlatılmaz. Bazı şeylerin tarifi yoktur. Bazı günlerin, bazı hislerin ve bazı insanların…

                                             (Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakikadır.)

(Yazar tarafından dinlemeniz tavsiye edilen şarkının sözleri, yazının içeriğine saklanıp size armağan edilmiştir.)

Böyle uzun uzun mutlu yazılar yazmak istedim, ama hangi neşeli kelimeyi bulmaya ve yakalamaya çalıştıysam hepsi kaçıverdi ellerimden. Baharın gelişini satırlarca döşemek istedim, sonra üşendim. Pencerenizi açıp havayı içinize çekerseniz daha gerçekçi olur diye düşündüm. Çünkü işte bu kadardır bahar. Kelimelerle süslemek bazen kirletir ortalığı. Hep derim ve yine demek üzereyim sanırım. Diyorum, her şey konuşulamaz. Her şey kelimelere karşılık gelmez. Bazı şeyler anlatılmaz. Bazı şeylerin tarifi yoktur. Bazı günlerin, bazı hislerin ve bazı insanların…

Hiç en güzel günlerinizin çoktan yaşanmış ve bitmiş olabileceği korkusuna kapıldınız mı? Eğer bu duyguya bir kere dahi tanıklık etmişseniz, biraz sonraki cümleler çok tanıdık gelmeli. Ben, kendi adıma kapıldım. Epeyce bir miktar hemde. Korkudan dört köşe oldum hatta. Çünkü kaçırmıştım o en mutlu anı, ne bir güle güle. Ne bir hoşça kal. Ne bir veda. Ne bir miktar su, arkasından dökeceğim. Hiç bir şey yok. Geçmiş, gitmiş. Ben kalmışım bir tek o günden geriye. O güne tanıklık etmiş zihnim bedenim ve ben. Başka hiçbir kanıt yok belki de. Sonra bu korku, yerini yavaş bir sessizliğe bıraktı. Ama bu birden olmadı. Öyle usul usul, kademe kademe. Önce cümlelerimi azalttım. Sonra reprenkli olan benliğimi yavaş yavaş griye çevirdim. Sessizleştim. Daha çok dinledim insanları. Ne kadar çok dinlediysem o kadar çok sustum. Sonra anlatacak hiçbir şeyim olmadığına inandırdım kendimi. Böyle olunca derin bir sessizlik kapladı her yanımı. Ne denilirse sakin tepkiler verir ve nazikçe gülümser oldum. Kavga etmeyi unuttum. Birileri geldi birileri geçti. Ben sadece durdum. Biraz vefa göremedim. Biraz da insan. Hak etmediğini düşündüğüm insanların telefonları hiç susmazken, beni kimse aramadı. Günlerce bekledim, biri merak eder sandım. Kimse etmedi. Sonra bir şey belirdi yanımda. Bir silüet. Yalnızlığım. İkimiz kaldık. Ve beraberce dururken, eksik bir şeyler olduğunu fark ettik. Bu yavaşça oldu en başta da dediğim gibi. Birden ve tek bir şeye bağlı olsaydı belki düzeltmek mümkün olurdu. Ama öylesine ince ince, derinden nüfuz ettiği için, neyi nereden düzeltmek lazım bilemedik. Şimdiyse acıyorum kendime. Yalnızlığım gelip başımı okşuyor sık sık. Kızgınım da. Ne kendimi ne sevdiklerimi mutlu edemediğimi düşündüğüm için. Her şeye kocaman bir yetersizlik varmış içimde. Hem kızgınım hem de bi hayli acıyorum kendime. Cürmüm ne ki kendime bu kadar haşin yüklenmekteyim? Benden, bu kadar oluyor demek lazım bazen. Ben, bu kadarım işte demek. Sonra farkettiğin o eksiklikleri doldurmaya çalışmak yerine, yalnızlığınla barışık olmak gerekiyor. İnsanın en iyi dostu kendidir çünkü. 20 yaşımda en iyi anladığım duygu bu oldu, sanırım. Acı biraz belki ama. Güçlü de kılıyor insanı, her gerçeğin ve her acının yaptığı gibi. İşte şimdi yavaşça yola koyuluyoruz, bir arabanın arka camına yaslanmış ve gözleri yaşlanmışlar olarak beraberce bir yere gidiyoruz. Hep beraber:

“Eksik bir şey mi var, hayatımda?

Gözlerim neden sık sık dalıyor?

Eksik bir şey mi var, hayatımda?

Gökyüzü bazen, ciğerime doluyor?..

(Ve)

Öyle bir şey ki bu kolay, anlatamam…”

Yazar: Beyza Küçük                 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.