(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
(Uyarı: Yazıda depresyona dair tetikleyici unsurlar bulunabilir ve buna maruz kalmak istemeyen okuyucularımızın yazıyı okumaması tavsiye edilir.)
Herkesin kendi savaşı vardır. Gün sonunda yüzleştiği şeytanları. Gece uykuya dalmadan beliren, bir şarkının sözünde gizli ya da günlük telaşların içinde gizli. Acı veren. Derin hissettiren. Kaçmak isteyip tekrar tekrar yenik düştüğümüz savaşlarımız…
Onlarca yıldır var olan karanlıktan beslenen bir canavar gibi. Bedeni uyuşturan türden hani. Tüm sıcaklığın bedeninizi terk ettiği türden. Tanısı konulamayan, tarif edilemeyen acılarla boğuşurken nefes almanın zorluğu hakkında saatlerce düşünebilirsiniz. Bir noktaya odaklanıp saatlerce bomboş zihniniz hakkında da düşünebilirsiniz. Duvardaki izleri, pürüzleri, yansımaları anlamlandırmaya çalışabilirsiniz. Can sıkıntısı nedir bilmeden. Hayat ne, nereye gidiyor, zaman nereye akıyor merak etmeden.
En değersiz ve umutsuz hissettiğiniz zamanlar hani. Umutsuz. Gelecek ya da şu an hakkında. Kendiniz hakkında. Amaçsız, duygusuz,boş… Boşluk.
Zihninizde bir girdap oluşur odaklanmaya çalıştığınız zamanlarda. Tüm düşünceler kaybolur o zifiri karanlıkta. Anlamlandırmaya çalıştığınız ne varsa yok olur aniden. Yorgunlukla beraber savaşmak imkansız gelir. Girdapta bulanıklaşan ve zamanla kaybolan düşünceleri çekip çıkarmak ızdıraptan farksızdır. Çok fazla enerji gerektirir ve siz zaten enerji kırıntılarını nefes almak, gerekli konuşmaları yapmak ve yemek yemek için harcarsınız.
Nefret etmek istersiniz. Bir şeylerden ya da birilerinden. Hissetmek, nefrete odaklanmak, kişiye ya da duruma odaklanmak imkansız gelir tüm o sisli bilgilerin ardında.
Zaman geçer. Günler haftalar ve aylar kovalar birbirini. Tüm o akışta hatırladığınız çok az şey olması kaçınılmaz değildir aslında.
Her şeyin bitmesini istersiniz ya da umudun yeniden kapınızı çalmasını. Tükenene kadar ağlarsınız belki de. Tükenip her şeyden kaçana kadar. Tükenip uykuya dalana kadar. Tanımlayamadığınız acılarınız, odaklanamadığınız düşünceleriniz ya da nefes almak sizi yormaz artık çünkü. Huzuru bulmak en önemli isteğiniz haline gelir.
Depresyonu tanımlamak istesem yüzü, şekli ve gölgesi belli olmayan zifiri karanlıktan oluşan bir canavar olarak tanımlardım yıllar önce. Zaman zaman dayanılmaz acılarımın kaynağı olarak beni hayata ince iplerle bağlayan, kurtulmak isteyip asla kurtulamadığım bu canavarı yenebilmek adına kaç gece amansız bir savaşa girişmek isteyip tükendiğimi saymadım. Saymakta imkansızdı zaten.
Kimi zaman o canavarı dışardan bakanlar da fark ederdi. Örneğin kopuk , dikkatı dağınık, hayatın tüm yükünü taşıyan gözlerinizde fark ederlerdi. Ya da artık eskisi gibi konuşmayıp, içinize kapandığınızı düşünürlerdi. Ama görürlerdi içinizde verdiğiniz savaşın yansımalarını zaman zaman.
Peki fark etmelerine rağmen neden uzatmazlardı umut kırıntılarını? Çok mu kalpsizlerdi ya da çok mu meşgul? O ince iplikleri sağlamlaştırmak ne kadar zordu? Bilmiyorum.
Belki şuan bu satırları okuyan kişi öznesi bu olayın. Yalnız değilsin ve umut bir gün çalacak kapını yeniden. Sadece yenilme o canavara. Yenilmemek için diren.
Belki de dışarıdan bir göz bu cümleleri anlamdırmaya çalışan. Kırıntılara tutunmaya çalışan birini olur da fark edersen; ufacık bir yardımla o kişinin hayatında mükemmel bir değişime tanıklık edebileceğini, depresyonun bir karakter özelliği değil de tedavi edilmesi gerektiğini ve bundan dolayı acı çeken kişinin bununla yaşamak istemediğinin farkında ol isterim.
Yazar: Sema Nur Terzi