ÇIKMAZ

"Sevilmeye olan açlığımızın sevgisizliğimizden kaynaklandığını görseydik, “değmeyen” aşklarda yitirir miydik gençliğimizi? Hep sevdiğimiz yere gitmektense, bir kez olsun gittiğimiz yeri sevseydik daha katlanılır olmaz mıydı bitmek bilmeyen yollar?"

(Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.)

Her ne olduysa oldu ve düştün içine yalnızlığın çıkmaz sokaklarının. Dolanıp durmuştun meydanlarda, caddelerde. Yollara çıkıp şehir şehir gezmiştin. Şimdi ise karşısındasın gri ve sıkıcı taşlardan bozma bir duvarın. Geriye dönüp baktığında, gürültülü kalabalığın gölgesi düşmüş arnavut kaldırımlara. O an fark ediyorsun, arnavut kaldırımların tek tek ne kadar düzensiz yerleştirildiğini ama bir yol olup uzanınca ne kadar güzel göründüğünü. Ve aklına tablolar geliyor. Bir başına oldukça kusurlu olan fırça darbelerinin, kusursuz bir tabloyu nasıl oluşturduğunu düşünüyorsun. Ve hayran olduğun tüm güzel binaları hatırlıyorsun. Ya da güzel insanları. Onları güzel yapan şeyin, bir araya gelen kusurlar olduğunu anlıyorsun. Birbirimizin kusurlarını sevdiğimizden emin oluyorsun.

Yine de çözemedik biz bu sevme işini değil mi? Üzerine afilli sözler söylemeye gelince, kolay. Şarkıları, şiirleri yalnızlığımıza atfetmeye gelince de kolay. Ama sevmeye gelince zor. Hem de öyle böyle değil.

            Hep alıştığımız ve/ya alıştırıldığımız sevgilere hayran kaldık. Sevilmek için çabalayan iki kişiden başkası değildi onlar. Kendini beğendirmek için kendinden vazgeçen insanları, aşkı tanımakta rol model aldık. Sevilmeye olan açlığımızın sevgisizliğimizden kaynaklandığını görseydik, “değmeyen” aşklarda yitirir miydik gençliğimizi? Hep sevdiğimiz yere gitmektense, bir kez olsun gittiğimiz yeri sevseydik daha katlanılır olmaz mıydı bitmek bilmeyen yollar? Mekanları güzel kılan şeyin hatıralar olduğu söylenir. Çok mu zor geçtiğin sokakları bir anıyla bağdaştırmak? Bak, işte karşısındasın bu duvarın, sana kusurlu adımlarını hatırlattığı için sevemez misin onu?

Keşke sevebilseydin. “Seviyorum.” demekle sevebilseydin.

            Ne zormuş hazır olmak! Hem beklemeden, hem de yetişme gayretinde bulunmadan, o anda o yerde bulunmak, ne zormuş. Kendi akışının bir saniyelik hareketinde, bir başka kalple karşılaşmak ve bir an olsun sevebilmek, zormuş. Her şey gibi sevmek de zaman istiyor. Kendini sevmekten geçiyor, bir başka kalbe özenmek. Kendinle ilgilenmekten geçiyor, bir başkasını da merak etmek. Şimdi ise tek merak ettiğin, nerede hata yapıp bu çıkmaz sokağa girdiğin. Belki de hikayeni bulmak için girdin bu sokağa. Öyle ya, bir hikaye arayıp duruyoruz. Ve onu bulduktan sonra, beraberimizde taşıyoruz gittiğimiz her yere. Sözlerin ne kadar değişirse değişsin, bir hikayeyi tutuyorsun ucundan. Ve bizi usanmadan dinleyecek o kalbe rast gelmeden önce, dilimizden düşürmediğimiz hikayeyi bulmamız gerek. Bu yüzden ezberlediğin yollarda bile, hata yapmaya devam ediyorsun.

Bu sokağın çıkmaz olduğunu görmen için buraya kadar yürümen gerekiyordu. Kazandığın bu bilgi için önce düzensiz yerleştirilen arnavut kaldırımlara, sonra da attığın ilk kusurlu adıma teşekkür ediyorsun. Ve gürültüye geri dönüyorsun. Sevgileri yine yarınlara bırakıyorsun. Çekingen, tutuk, saygılı…

Yazar: Neslişah Kahraman

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.