Çantadaki Hayatlar

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Dünyada yönünü kaybetmiş, belki de bu kayboluşla özgürlüğüne kavuşmuş bir kuş gibi havada süzüldüğümü hissediyordum. İzini sürmem gereken yolları yeniden kurguluyordum ve gökyüzünde hiçbir amaca hizmet etmeden süzülüyordum. Üstelik ilerlemekten de korkmuyordum. Gittiğim yerde su bulamamaktan, aç kalmaktan, hava akımının beni yere çarpabilme ihtimalinden… Zamanın beni götürebileceği felaketlerden zamanın geçişini dinleyebilecek kadar korkmuyordum. Zamanında hissettiğim duyguları yoklamaktan, bugün onları tekrar hissedebilmekten ve kaçtığım yaşantıları, duyguları bugün yaşayabilmekten alıkoymuyordum kendimi. Duygu ve düşüncelerimden ziyade kendimi deneyimleyebileceğimi öğrenebilmiştim. Öğrenmekten de öte belki de varlığını kabul edebilmiştim. İçimde gezinen çocuğun adımlarına, hayal kırıklıklarına, heyecanlarına, tökezleyişlerine ve hep bir umutla hayata tutunabilmesine, içimde kendine bir yer edinebilmesi için izin vermiştim. 

“Kimseleri dinlemiyorum artık. Defterleri de gözümün önünden kaldırmıyorum üstelik. Koşturmaktan yorulup kendime kızsam da, yorulduğumda artık bir kaldırım köşesinde oturuveriyorum. Bazen kollarıma alıp taşıyorum kendimi köşe başlarından. Bazen de izin veriyorum kendime geceleyin buz gibi olan balkon taşında öylece oturup sabahı beklemeye. Üstelik bunları kendimi bir paranteze almadan, hayattan kopmadan, hayat ile yuvarlanırken yazabiliyorum.”

Bir gece, bu tümceleri yazmaya cesaret edebilecek kadar hayatımda kendime yer açmıştım. Üzüntülerimi, korkularımı, incinebilirliğimi kendine itiraf edebilen bir insan olmuştum. Duraklarda birini bekleyebilecek, yolda biriyle karşılaşmayı umacak ve bir yere geç kalmayı göze alabilecek derecede yaşamayı kabul etmiştim hayatı. İnsanlardan bir şeyler alabilecek ve almayı kabul edebilecek kadar da genişletmiştim ruh çeperimi. Tüm bunların anlamı neydi benim için? Kendimi korumak adına ördüğüm zarı yırtmış mıydım veya uzun süredir uyur halde bir kozalakken kelebeğe mi dönüşmüştüm? Bu denli inzivaya çekilmemin nedeni yaşadıklarım mıydı yoksa yaşayamadıklarım mı; gözümde büyüttüklerim veya cesaret edemediklerim mi? Kim bilir belki kozamı kaybetmekten korkmuşumdur; belki kozamdan kurtulmaya çalışırken kanadımın yırtılmasından, belki de yaşam döngümün sonunun kelebek ile geleceğini bilmemden.  

Hayatı yeterince kaçırdığımı fark ettikten sonra ise tüm çekincelerimi bıraktım. Ben ne kelebektim ne koza ne de başka bir şey. Ben döngünün kendisiydim. Sadece zihnim çoğu zaman kendisini ve beni korumaya, alıştığı durumlardan ilerlemeye ve enerji harcamamaya çalışıyordu. Konfor alanımda kalmam bana acı çektiriyor olsa dahi bunu sürdürmeye devam etmem için bana nedenler sunuyordu. Oysa düşüncelerdeki felaketler, ihtimaller hep ürkütücü ve can yakıcı olmuştur. Konfor alanımda hiç gerçekleşmemiş bir potansiyelin sinmişliğiyle yaşamaktansa, hayatın sonsuz ihtimallerinin arasında yürümeyi tercih etmiştim. Tercih etmiştim kelimesiyle benim o insan olmuşluğumu düşünmenizi istemem. Ben pata küte düşerek yürümeyi öğrenen bir bebekten farksızdım. Emekleyerek yaşamayı öğreniyordum. 

Nasıl öğrenilir yaşamak? Nazım Hikmet Ran’ın dizelerinden mi, Genco Erkal’ın dinletilerinden mi yoksa Oğuz Atay’ın yaşamamışlığının serzenişinden mi? Bana öyle geliyor ki, yaşamak sadece yaşayarak öğrenilir; bazen de kıyısından köşesinden hissedilir. Benim bu satırlarla içimde bir şeylerin var olduğunu hissettiğim gibi. 

“Yatağımın karşısında bir pencere var. Odanın duvarları bomboş. Nasıl yaşadım on yıl bu evde? Bir gün duvara bir resim asmak gelmedi mi içimden? Ben ne yaptım? Kimse de uyarmadı beni. İşte sonunda anlamsız biri oldum. İşte sonum geldi. Kötü bir resim asarım korkusuyla hiç resim asmadım; kötü yaşarım korkusuyla hiç yaşamadım” (Atay,1972)

İhtimallerin buğusunda, sunulan nedenlerin arasında ve hiç olunmayan bir yerde uyanıyorsan aramıza hoş geldin sevgili okur. 

                                                                                                              

Yazar: Hazal Ezgi Yurdagül

Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/749919775468155010/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.