(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Yeni bir hikayenin ilk cümlesini zihnimde kurduğum o an, içimde çok eski bir saatin yeniden kurulduğunu hissediyorum. Bu, sadece bir karar vermek ya da bir yola çıkmak değil; ruhumun derinliklerinde bir yerlerde bekleyen o uyuyan devin, aşkın o sarsıcı ve tazeleyici nefesiyle uyanması demek. Bir şeye ya da birine aşkla başlamak, benim için tüm savunma mekanizmaları bir kenara bırakıp, belirsizliğin o uçsuz bucaksız denizine kendimi korkusuzca bırakmak anlamına geliyor. O ilk adımda, göğüs kafesimin ortasında yükselen o ritmik vuruş, bana sadece hayatta olduğumu değil, aynı zamanda yeniden inşa edilmeye hazır olduğumu fısıldıyor. Bu anlarda kendimi bir kağıt gibi hafif ama bir dağ kadar kararlı hissediyorum; sanki yerçekimi artık benim için farklı işliyor ve her hücrem o yeni ufka doğru bir mıknatıs gibi çekiliyor.
Yola çıktığımda, her şeyin her zaman berrak ve huzurlu olmayacağını çok iyi biliyorum. Önümde uzanan o yollar bazen sapa, bazen karanlık, bazen de can yakıcı olacak. Ancak garip olan şu ki, başlangıçların o “kötü” olarak adlandırılan tarafları, yani o belirsizlik ve zorluk ihtimali, aslında benim en büyük motivasyon kaynağıma dönüşüyor. Çünkü aşkla başladığım bir yolda karşıma çıkan her engel, benim o yola olan sadakatimi ve içimdeki tutkunun gerçekliğini test ediyor. Zorlandığımda, nefesimin kesildiğini hissettiğimde ya da bir an için “acaba” dediğimde, içimdeki o aşkın ateşi sönmek yerine daha da harlanıyor. O “kötü” yollar, beni durdurmak için değil, omurgamı daha dik tutmayı öğretmek için varlar. Başarısızlık ihtimali, aslında başarının tadını daha da güzelleştiren o gizli baharat gibi benim için. Motivasyonum, her şeyin kusursuz gitmesinden değil; en büyük fırtınanın ortasında bile o adımı atabilecek kadar büyük bir tutkuya sahip olduğumu bilmemden besleniyor. Zorluk, benim için bir engel değil, kendimi aşmam için sunulmuş sessiz bir davetiyeye dönüşüyor ve her yara izi, o yolda ne kadar gerçek bir mücadele verdiğimin onur nişanı oluyor.
İşte tam o mücadelelerin, o yorgunlukların ortasında, hiçbir mantıklı açıklamaya sığmayan bir his yayılıyor tüm benliğime: “iyi şeyler olacak.” Bu, bir iyimserlikten ya da safça bir umuttan çok daha öte bir duygu; bu, ruhumun kendi gerçeğiyle buluştuğunda verdiği o sarsılmaz onay. Göğsümün derinliklerinde bir yerde hissettiğim o ılık sızı, bana doğru yolda olduğumu, harcadığım her bir duygunun bir noktada çiçek açacağını söylüyor. Geleceğin ne getireceğini tam olarak bilmesem de, iyi şeylerin kapıda olduğu hissi, adımlarımı daha hafif ve daha emin kılıyor. Bu duygu, en sisli günlerde bile içimdeki o ince ama parlak ışığı sönmekten kurtarıyor. İyi şeyler olacağına dair bu köklü inanç, beni sonucun kölesi olmaktan kurtarıp, yolun kendisinin bir lütuf olduğunu anlamamı sağlıyor. Her şeyin sonunda, belki hayal ettiğim kapı açılmayacak ama o kapıya kadar yürümenin beni getirdiği o yeni benlik, zaten en büyük “iyi” olacak çünkü biliyorum ki kainat, aşkla yola çıkanı hiçbir zaman eli boş döndürmez.
Her başlangıçta, aşkın o tazeleyici ve yıkayıcı gücüyle kendimi yeniden tanımlıyorum. Geçmişin o ağır yüklerini, bitmemiş yaslarımı ve kendime duyduğum o eski kuşkuları, başladığım o ilk eşiğin ardında bırakıyorum. Aşkla başlamak, kendime verdiğim en dürüst ve en cesur söz yeniden sevebilme, yeniden inanabilme ve her şeye rağmen yeniden başlayabilme özgürlüğü. Yolun sonundaki ödül ya da varış noktası ne olursa olsun, bu yolculuk süresince dönüşeceğim o kişi, o ilk adımı atmadan önceki benden çok daha bütün, çok daha derin ve çok daha bilge olacak. Çünkü biliyorum ki, bir şeye aşkla niyet etmek, sadece bir hedefe ulaşmak değil; her adımda biraz daha kendinle barışmak ve evrenin o muazzam ritmine kalp atışlarınla eşlik etmek demek. Bu niyetle, bu güvenle ve bu aşkla atılan her adım, beni her zaman daha anlamlı, daha ışıltılı ve daha huzurlu bir hayata doğru taşıyacak.
Unutma ki, hayatın sana sunduğu en büyük zafer varmak değil; her türlü belirsizliğe rağmen kalbinde o büyük aşkı taşıyıp ilk adımı atacak kadar kendine ve geleceğe inanmaktır.
Genel Sekreter’in Kalemi’nden: Dilşad Top