Hayat bir paradoks ve bu karşıtlıklar yumağında zihnimize en çok mesai yaptıran kavramlardan bir tanesi: “Anlamak ve Anlaşılmak İkbali”
Kulaklarımızın duyumsamaktan pek de haz etmediği bu iki kavram aslına bakıldığında hayatımızdaki birçok menfi durumun yeşermesinde başlıca unsur. Sürekli devinen ve yenilenen dünyamızda biz insanlık olarak sabitkadem düşüncelerimizde ve hatta düşüncesizliğimizde oldukça ısrarcıyız. Hiç kimse hiçbir şeyi değil özümsemek şöyle yüzeysel bir şekilde dinlemeye dahi vakit ayırmıyor, tahammül seviyemiz ise yok denecek kadar aza indirgenmiş durumda. İletişimde olmadığımız için birbirimizden gerek duygusal gerekse mental anlamda hızla uzaklaşmaya devam ediyoruz. Halbuki uzaklaşmak ve uzlaşmak ne kadar da kardeş gibi gözüküyor beyaz bir sayfada.
İstisnai durumlarda yok değil bu arada tabii ki, durum bu denli vahamete koşarken ara sıra sevginin durağında soluklanmaya çalışan insanların hakkını yemeyelim lakin yetmiyor, yetmeyi bırakın bahis konusu dahi olamıyor.
Demin bahsi geçen beyaz sayfa belki bu konuda öncü bir rol üstlenebilir. Birbirimize karşı bu denli soğukken belki de çözüm; sıcak ve müşfik doğasıyla beyaz bir kağıttır yalnızca.
Anlamak yahut anlaşılmak istediğimiz her an medet umabiliriz bu anaç üründen. Çünkü o, ne bir hakim gibi yargılar ne de bir savcı gibi suçlar yalnızca müsaade eder konuşmana. Çözülmez dediğin şeyler için bir ışık olur bütünce beyazlığı ile. Hepsi bundan ibaret.
Tabii ki kağıt bir metafordur. Burada aynı görevi yapabilecek birçok insan da vardır elbette; ancak onlara ulaşmak bir kağıda ulaşmaya nazaran oldukça meşakkatli görünüyor böylesi bir dünyada.
Düşünürün çok kısa ve net bir şekilde özetlediği gibi; “Anlaşılmak bir lükstür.”
Her ne kadar bu konfora çoğu zaman sahip olamasak da bu aforizmanın kanatları altında bir ömür geçirmek idealinde olmalı ve sonuçta muvaffak olamasak dahi inanılmış bir düstura sahip olmanın verdiği hazza erişebiliriz.
Umarım bir gün anlaşılırız ve şunu anlarız: Bizler birer kitap değiliz ki değerimiz ve düşüncelerimiz sonradan anlaşılsın.
Yazar: Görkem Yanarada