(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakikadır.)
Akvaryumda mahsur kalmış balıklar başlarındaki iki insana aldırmadan öylece yüzüyorlardı. Hapsolduklarının farkında bile değillerdi. Onlar bilinçsizce hapishanelerini severken ben bilinçli olduğum için kendi hapishanemin duvarlarını tırmalayan bir başka canlıydım. Bilinçsiz olsam belki ben de kendi hapishanemde karşıdaki duvardan öbür duvara yürüyüp gülümseyerek o duvarları rengarenk boyayacaktım. Ne yazık ki bilinçli olmak benim özgürlüğümü prangalara geçirip o karşıdaki duvara bağlamıştı. Özgürlük hissini duvarı delmeye çalışarak arıyordum, oysaki kendi sırça fanusuma her geçen gün daha da esir oluyordum; Sylvia Plath de belki bu fanusunu kıramadığı için özgürlüğünü farklı bir yolla aramıştı. Peki kurtuluş o yolculukta mıydı?
Akvaryumun başındaki kişiler özgürce uzaklaşırken balıklar aynı sarmalda yüzmeye devam ettiler, kendilerini bir paradoksun içine hapsettiler; diyalektikte sürüklendiler hem de hapsolduklarını fark etmeden. Peki benim ormana karışacak bacaklarım, sonsuz gökyüzünü görecek olan gözlerim bu işlevsizlikte nasıl bir odaya hapsedilmişti? İnsanın evi gökyüzünün altı, penceresi de bulutlar olması gerekmiyor mu? Bense kendimi karşıdaki duvarın dibinde buluyordum. Akvaryumdaki balıklar bile özgür, peki ben neden değildim? Belki de Halil Cibran’ın kelimelerin peşinden gitmeliydim:
“Ne kadar muhteşem ve ihtişamlı olursa olsun, ne sırlarınızı tutsun eviniz ne de arzularınıza mâni olsun! Zira içinizdeki sınırsızlığın yeri gökyüzüdür; kapısı sabah sisi, pencereleri gecenin sesi ve sessizliği olan gökyüzü.”
Duvarımda aynı yerdeyken bu kelimeler sihirli bir şarkı gibi beynimi kemiriyordu. Yıkıldığım duvarımın dibinden ayağa kalktım, baktığım yerde aynı turuncu balık yüzmeye devam ediyordu.
“Sadece yüzmeye devam et.”
Bu kelimeler bu sefer zihnimin bataklığından çıkarken özgürlüğün peşinden koşan bir canlı olarak ben de sadece yüzmeye devam ettim.
Olabildiğince hızlı yüzdüm, belki de sırça fanusu kırmanın bir yolu daha vardı. Kaçtığım şeye aynı şiddetle daha hızlı koşarak. Böylelikle sarmalın içinde paradoksta kaybolmayacaktım, belki bir gün o fanusu yerle bir edecektim; belki balıklar da akvaryumdan kendi ait oldukları yere doğru bir yolculuğa çıkacaklardı.
Sadece yüzmeye devam ettim, karşımdaki akvaryumda bulunan balıklar gibi; bir gün özgürlüğe kavuşma arzusuyla.
Yazar: Ayşegül Çıkrıkcı
Görsel Kaynak: https://tr.pinterest.com/pin/611222980705421257/