Aidiyet

Bazen bu boşlukların büyüyüp bizi yutmasından o kadar korkarız ki hayatı parmak ucunda yaşamaya karar veririz. Hiç kimsede, hiçbir yerde iz bırakmadan; bir kediye, bir ağaca dokunmadan... Bir boşluk daha açılmasından o kadar korkarız ki kendimize sonsuz bir boşluk yaratır ve buraya hapsoluruz. Hayata dokunmaktan, hayatın bize dokunmasından korkarız. Bu yüzden yaşamamayı seçeriz. Kendi elimizle kapıyı kitler ve anahtarı düşürürüz.

(Bu yazının okunması yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Ne hissedeceğimi bilmiyorum. Uzun zamandır kendimi hiçbir yere ait hissetmiyorum. İşin aslı hissetmek de istemiyorum çünkü benim için böyle bir yer olmadığını biliyorum. Ne zaman aklıma sığınabileceğim ve orada bir köşeye kıvrılıp “Sorun yok.” diye kendimi teselli edebileceğim bir yer gelse aynı ânda kaçış yolları da beliriyor. Var olmak ve yok olmak arasında oturmuş bekliyorum. Neyi beklediğimi de bilmiyorum ama biraz aceleci hissediyorum. Çünkü zaman durmuyor. İnsanlar, hayvanlar… Bir köşede zaman durmuş sansak bile yapraklar dökülmeye devam ediyor.  İçimdeki boşluk gün geçtikçe büyüyor ve ben bu boşluğu dolduracak bir şey bulamıyorum. Benden eksilenleri nerede bulabilirim? Zaman ilerledikçe yok oluyorum, bunu nasıl durdurabilirim?

Âidiyet kavramı ne garip! Yaprak da ağaca aittir ama zamanı geldiğinde ondan kopmak zorundadır. Belki de insanlar da böyledir. Aile, arkadaş, eş… Belli bir süre sonra bağlandığımız, hayata tutunduğumuz yerden ayrılmamız gerekiyor. Kopan yaprak bunun acısını hissetmeyebilir ama insanlar, kalplerindeki boşluklarla yaşamaya devam etmek zorunda bırakılıyor.

Bazen bu boşlukların büyüyüp bizi yutmasından o kadar korkarız ki hayatı parmak ucunda yaşamaya karar veririz. Hiç kimsede, hiçbir yerde iz bırakmadan; bir kediye, bir ağaca dokunmadan… Bir boşluk daha açılmasından o kadar korkarız ki kendimize sonsuz bir boşluk yaratır ve buraya hapsoluruz. Hayata dokunmaktan, hayatın bize dokunmasından korkarız. Bu yüzden yaşamamayı seçeriz. Kendi elimizle kapıyı kitler ve anahtarı düşürürüz. 

Beni bu boşluğa hapseden kendime kızgınım. Bu kadar korkak olduğum için, şu ân boşlukta savrulurken tutunabileceğim hiçbir güzel anı biriktirmediğim için kendime kızgınım. Hayatı yaşamaya değer kılan şeylerden uzak durduğum için kızgınım çünkü eğer tek bir tanesine bile dokunabilseydim, ona tüm gücümle sarılırdım. Bir anlam, bir değer, bir insan, bir bakış, bir koku… Göğsümüzdeki boşluğu doldurabilmemiz için tek bir tanesi yeter. Bu yüzden korkmayalım, sadece bir ağacın yaprağı olalım.

 

Yazar: Züleyha Yıldırım

Görsel Kaynak: https://pin.it/1tIjR3u

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.