(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 4 dakika sürmektedir.)
Merhaba ismini bilmediğim Yabancı,
Ben Mert. Hayatımın belki de yarısına geldim. Bu yaşıma kadar birçok kez sevdim, yas tuttum ve mutluluktan uçtum. Bazen ne hissettiğimi bilmediğim anlar oldu. Ben mi anlayamadım yoksa yaşadığım hissin adını mı bilmiyordum, bilemiyorum. Gerçi artık bunların hiçbir önemi yok.
Sana yazdığım bu mektupla birlikte beni tanıyacağını ve mutlu olacağını düşünme. Daha ben kendimi tanıyamazken başkasının beni tanıması hiç mümkün olur mu? Bence olmaz. Aslında bu bir veda mektubu. Bana ait olana, bana ait olabilecek her şeye veda ediyorum. Bunu yapabilmek için çok fazla düşündüm. Yapabilme gücüm, tek çıkış yolumun veda etmek olmasında saklı. Anlatırken kafam karışabilir beni lütfen bağışla, bunu ilk defa yapacağım çünkü.
Öncelikle neden veda etmek istediğimi açıklamak istiyorum sana. Hayatın içerisinde elbette hayal kırıklıkları, kayıplar ve umutsuzluk olabilir. Bu hayatımızın en olmazsa olmaz parçalarıdır. Umutsuzluk olmadan hayalin bir anlamı olabilir miydi? Kayıplar olmadan yeniler var olabilir miydi? Belki olabilirdi evet ama eskisi kadar kıymetli olmazdı. Bu biraz bana doğumun ve ölümün dengesini(!) hatırlatıyor. Sadece doğumun olduğu bir dünyada gerçekten hayatın bir anlamı olabilir miydi? İşte yaşamın böylesine anlamlı olduğu bu dünyaya bir ben sığamamışım gibi hissediyorum. Burada kalmamı isteyenler olduğu gibi sadece “veda” kelimesiyle benim bavulumu toplayacak insanlar biliyorum. Bunlar her şeyden vazgeçmek için yeterli mi? Elbette değil!
Yolda yürürken insanların attığı acıyan bakışları, sırf onlardan değilim diye beni yok sayan insanların sözleri, sevdiğim kadınların hiçbirinin benden haberinin olmaması gibi birçok şey var aslında. Gözlerimin içine baka baka yalan söyleyenler, dili yılan gibi zehirli olup yavaş yavaş bedenimi saranlar… Bu liste uzayıp gider. “Belki de…” diyorum, “Belki de ben bu kadar kötüyümdür.”
Kesinlikle iyi bir insan değilim Yabancı ama onlar kadar gözü dönmüş de değilim. Benden olmamı istediği şeyler beni var eden şeyler değil. Ellerinde çekiçle bana vurmaya çalıştıkları şeyler bana ait değil. Gözyaşlarım süzülürken keyiflendiler, damlayan kanlarımı kendilerine şarap yaptılar. Etimi kuduz köpek gibi dişlediler. İsa ile aynı kaderi yaşıyorum sanki. Peki ben ne yaptım biliyor musun Yabancı, sadece dişlerimi gösterdim. Tıpkı köşeye sıkışmış bir köpek gibi bunu yaptım ama yetmedi. Bir türlü başaramadım. Veda ediyorum ama hala onların iyi bir insan olabileceğine yönelik bir umudum var.
Yukarıda bana olan o korkunç bakışlardan bahsetmiştim sana. Ama çok güzel şeyler de oldu. Geçen gün metroda bir çocuk yüzüme baktı ve gülümsedi. O kadar mutlu oldum ki inerken ona el salladım. Otobüste de bir çocuk bana yediği bademden uzattı. İçimi sevinç kapladı o anda. Ah çocuk, keşke senin kadar temiz kalabilseydim. Keşke ben de insanlara kendilerini değerli hissettirebilseydim, yapamadım, buna izin vermediler. Benim hiç suçum yok değil de diyemem tabii ki.
Beni seven insanları kırdım. Bana destek olan elleri ittim, beni öpen dudaklara sırtımı döndüm. İnsanlar, bu kadar fazla şeyi göremediğimi sandılar ama fena halde yanıldılar. Gördüm ama işte… Onlar için çok gururluyum ve onlara imreniyorum.
Sadece insanlar değil köpekler de var elbette. Herkesten korkan ve onlara havlayan köpek kucağıma geldi. Kafasını göğsüme dayadı biliyor musun? O an hayata veda etmek istedim. Beni en iyi tanıyan o işte. Sevgi görmemiş değil, sevgiyi yaşamasına izin vermemişler. Onu sevmek istemişler fakat ona zarar vermeyeceğini gösterememişler. Diğerleri gibi sanmış onu sevenleri, korkmuş, ya onu sevenler canını yakarsa diye. Şimdi sana sormak istiyorum Yabancı, o köpek sence korkak ve kötü bir sokak köpeği mi? Bunun cevabını bekliyorum senden.
İşte benim hikayem de böyle aslında; gözyaşı, sarılmalar, mutluluklar ve daha nicesi… Bazıları gelip gitti. Bazıları hala yaşıyordu içimde ama öldürdüm hepsini, yaşamak için. Bu vedayı var olmamak için yapıyorum. Bana varlığımı ve var olabileceğimi hatırlatacak her şeye veda ediyorum. Bavulumu toplamıyorum, ceketimi de almıyorum. Çırılçıplak çıkıyorum bu yola. Her şeyin başladığı noktaya gidiyorum. Tekrardan başlamak için değil, her şeyi bitirmek için. Yaşam, biraz da ölmeyi gerektirir. Sayenizde, sayemde ölüyorum.
Hoşça kal Yabancı! Beni bu mektupla tanıyamayacaksın çünkü ben hiç var olmadım. Gelen bu mektup hiçbir zaman sana ulaşamayacak. Sen bunu okuyamayacaksın. Niye yazdım bunu peki? Var olmamak için! Yaşamını anlamlı kılan ölümü unutma, o geldiğinde sen de hiç var olmamış olacaksın.
Hiçlikte görüşmek üzere…
Yazar: Mert Demircan
görsel kaynak: https://thevisualvamp.tumblr.com/post/179687884993/the-gesture