“Adam gibi vur lan şu topa,” diye bağırdı hoca. Bu, zaten yerlerde olan özgüvenini tamamen sıfırlamıştı. Kafasını kaldıramadan, takım arkadaşlarının olduğunu umduğu bir yere attı topu. Pas, gitmemesi gereken bir yere gitti. Ardından hızlı bir kontra atakta golü yediler. Takım arkadaşlarından gözlerini kaçırarak yedek kulübesine doğru ilerledi. Biliyordu ki, saniyeler sonra, kenarda ısınan arkadaşlarından biri kendi yerine oyuna girecekti. Beklediği gibi oldu. Tam çıkacakken, kaptan yanına geldi.
“Aldırma kimseye Emre, sıkma canını. Kazandık zaten.”
Başını öne arkaya hafifçe sallayarak kenara geldi. Gözleri, istemsizce tribüne kaydı.
“Oleeey oleeeeey, Akbağspor Akbağspor, oleeey oleeey”
“Yeşşiiilll – Siyaahhh, Yeşşiiilll – Siyaahhh”
Onca gürültü patırtı arasında, önce annesine, sonra Özge’ye baktı. Annesinin yüzünde buruk bir gülümseme vardı. Buna alışıktı zaten. Peki Özge… Özge’nin umurunda değildi. Hiçbir zaman değildi. Ama bu kez, bu kadar rezil olmuşken, umurunda olmamasına üzülmeli mi sevinmeli mi karar veremedi. Havlusunu alıp, sessizce bir köşeye oturdu. Kramponlarını gevşetti. Henüz doğru dürüst terlememişti bile. “12 dakika,” dedi kendi kendine. “12 dakikada, içine ettim her şeyin.”
Maçın bitmesine 20 dakika kala oyuna girmiş, 8 dakika kala çıkmıştı. Takım ‘2-0’ önde olduğu için oyuna almıştı hoca onu. Hem rakip güçsüzdü hem de sezonun son maçıydı. Puan kaybı yaşamazlarsa bir üst lige çıkacaklardı. “Babam olmasaydı, hayatta kapısından geçemezdim bu kulübün,” diye düşündü. Gözleri doldu. Babası kulübün efsanelerindendi. Şimşek İlhan… Sağ kanatta rakiplerine toz yutturduğu için ‘Şimşek’ derlerdi ona. Futbolculuğunda olduğu kadar, teknik direktörlüğünde de büyük işler başarmıştı. Altın dönemlerinde 2. lige kadar yükselmişlerdi. Sonra işler birdenbire sarpa sardı. Babası, yağmurlu bir akşamda tesislerden eve dönerken, arabasının yol tutuşunu kaybetmesi sonucu tırın altında kaldı. İlçenin tamamı yas tuttu. İşte o yıl, bir nevi babasının hatırası olarak takıma alındı Emre. Zaten futbola ilgiliydi ama yeteneğinden şüpheliydi. Okul takımına bile girememişti lisedeyken.
“Babanın yarısı kadar olsan yeter,” dedi hoca. Yanındakiler de “Babasının oğlu, onda da vardır yetenek,” diyerek desteklediler. Ancak daha ilk antrenmanlarda, o kadar da ‘babasının oğlu’ olmadığını anladı. Hoca da anlamış olacak ki, nadiren maçların son dakikalarında yer verdi ona. Ama bugün, takımın yeniden yükselişe geçeceği gündü. Yeniden lig atlayacak, eski günlere döneceklerdi. Bu yüzden, Şimşek İlhan’ın oğlu bugün sahada olmalıydı.
Bunları düşündüğü sırada, sırtına sert bir cisim çarptığını hissetti. İrkilerek arkasına baktı. Kulaklarını sağır edecek derecede bir uğultu kaplamıştı tribünleri. Herkesin ona baktığını hissetti. Özge’nin bile…
Hocasının bağırtılarını duydu:
“Emre, senin oynayacağın topu…”
Yardımcıları, teknik direktörü sakinleştirmeye çalıştılar.
“İlhan abiyi düşün hocam, sakin ol.”
Yüzünü korkuyla sahaya döndü. Takım arkadaşları yerdeydi. Kaptan, başını göğe kaldırmış ağlıyordu.
“Hayır,” dedi. “Lütfen, babam için.”
Skor tabelasına baktı:
Akbağspor 2 – 2 Güvenspor
Yazar: Berkant Cödel