İnsan yaşam kaynağından uzaklaştırılırsa ne kadar yaşayabilir ki? Ya da bu süreçteki yaşam gerçekten yaşamak mıdır? Hayata tutunmamızı sağlayan şeylerden, şey diyorum; çünkü her birimiz biriciğiz ve hepimizin yaşam kaynağı farklı, uzaklaşmak veya uzaklaştırılmak içimizdeki pozitif enerjiyi giderek negatife dönüştürür, renklerimizi soldurur, ışığımızın parlaklığını azaltır, umutsuzluğun gücüne yenilmemizi ister. Eskisi gibi değilizdir artık, kendine yabancı bir yerde kendine uzak bir şekilde yaşamaya çalışırız. Bu yaşamaya çalışma mücadelesi bir zorunluluk haline gelir; yani sadece nefes alırız, aldığımız nefesin niteliği yerini sadece niceliğe bırakır. Yani nasıl yaşadığımızın önemi giderek azalır, hatta tükenme seviyesine gelir. Artık önemli olan sadece sonuçtur, nedenlere bakılmaz. Çünkü bir umutsuzluk hali kaplar ruhumuzu, bu umutsuzluğun yabancısıyızdır; önceki tanıdığımız umutsuzluklar bile bize uzaktır artık. İnsan kendine yabancı yerde, olumsuz durumların da tanıdık olanını ister. Yoksa olumsuzu olumluya çevirmek, çok güçtür. Bu güçlük karşısında bize benzerleri ararız, etrafımızda bizim gibi olanı ve bize kendimizi hatırlatacak olanları isteriz. Aslında diğer canlılar da öyledir. Mesela çiçekler, bir çiçeği yaşam kaynağından, ona tanıdık olanlardan, tanıdığı duygulardan uzaklaştırmak, aslında onun hayatına giderek son vermeye sebep olur. Ona gerçek hayatını hatırlatacak yapaylıklar sunarız. Bir vazoya ya da bardağa su katıp yönünü de güneşe çevirip uzaklaştırdığımız gerçeklerine az da olsa yaklaşmasını isteriz. Peki, bunlar ne kadar işe yarar? Gerçek hislerine onu nasıl yaklaştırabiliriz? İşte bu en zor olanıdır. Durumları değiştirmek kadar kolay değildir, duyguları değiştirmek. Önceki halini ona benzeriyle hatırlatabiliriz belki, fakat önceki hislerini yeniden hissettirebilmek hiç de kolay değildir. Bu durumda çiçek yapaylığın arasında gittikçe solmaya, parlaklığını kaybetmeye, sadece nefes almak için çabalamaya başlar. Kendi yaşam kaynağından uzaklaştığı gibi, yaşamdan da uzaklaşmaya başlar. Bedeni gün geçtikçe eski gücünü, enerjisini kaybedip tanımadığı bir umutsuzluğun gücü karşısında eğilmeye yani ona teslim olmaya başlar. Bu teslimiyetten korunmanın yolu ise kendimize yabancı olduğumuz yapay bir hayat yerine kendimiz gibi olduğumuz doğal yaşam kaynağımızdan bizi tazeleyebileceği en önemlisi de hayatta kalmamıza yardımcı olabileceği mesafede olmak. Sadece nefes almayı değil de, nasıl nefes aldığımızı da hiçbir zaman unutmadan yaşayabilmek. Kendimizi, kendimize yabancı hissetmediğimiz hayatta, gerçekten yaşadığımızı hissedebildiğimiz nice zamanlarda olabilmek ümidiyle…
Yazar: Cansu Akyayla