(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 2 dakikadır.)
Zamanda donmuş ve akışta kaybolan anlardan, anılardan bahsedelim bugün. En hüzünlü anlarımızda desteğimize koşan, saniyelik gülümsemelerin sebebi olan ama bazen de bir o kadar acıtan anılar hani…
Her gün sırtımızdaki çantada varlığını koruyan bu anıların, kimi zaman unutulur ağırlığı. Yokuş aşağı koşarken heyecanla, anılar birer yük değildir. Varlar ama yoklar da. Öyle garip bir araf işte. Sonra o gülümseme silinince yüzümüzden, güneşte tam alnımıza vururken yazın en sıcak gününde mesela, yokuş yukarıysa hele bir de, ziyaret ederler birer birer. Bazense toplu halde, hep bir ağızdan konuşan çocuklar gibi. Kelimeler laf lafı açtı diye dalga geçerler birbirleriyle sonra. Ağırlıkları hissedilir o zamanlarda işte. Hele de yalnız yürünen yollarda, susmak bilemezler. Konuştuklarında iyi olur sanırlar, yaralandığımızı bilmeden.
Var olanlar değil de, yokluğunu en çok hissettiklerimiz burkar bileğimizi, sonra kalbimizi, sonra ise ruhumuzu. Kıvrandırır yürünen yolun ortasında. Herkes burkulan bileğimize üzüldüğümüzü sanarken, ruhumuzu sömüren hatıraların silinmesi için ağladığımızı bilmezler. Unutursak düzelir sanarız. Unutmak ne mümkün.
Gariptir ki anılar olmadan bir hiç olduğumuzu düşündüğümüz anlar gelir ardından. Hayatın zıtlığına, şekillenen gerçekliklere, farklılıklara ve daha nicesine öylece bakakalırız. Bir gün var olan her şeyin birer fotoğraf karesine, bir ağacın gövdesine kazınmış baş harflerine ya da yıpranmış birer kağıt parçasına dönüştüğüne tanıklık etmekle geçiririz ömrümüzü. Zaman dalgasını çok güzel geçer böylelikle. Kelimeler boşlukta yankılanır. Bir zamanlar var olanlar, yok olurlar, ordadırlar ama değillerdir de.
Bizi biz kılan hatıraların tınısındadır belki de. Arafta kalanlar özgürlüklerine kavuştuğunda söyledikleri şarkılar getirir bizi kendimize. Aynı yollardan farklı şekillerde yürümememiz gerektiğini hatırlatmak adına. Aynı öyküleri farklı bedenlerle ve ruhlarla tekrar tekrar yazmamamız adınadır belki de uğraşları. Eskimeden kalmaları da bu yüzdendir belki de…
Yazar: Sema Nur Terzi