Ben Sana, Sen Ona

(Bu yazının okunma süresi 3 dakika sürmektedir.)

(Yazar tarafından size armağan edilen şarkı: Sema Moritz/ Hasret)

Kimse masal anlatmasın, yalnızsın işte. Yalnızlığın klişe olduğu gerçeği her ne kadar aşikar olsa dahi, ne yapalım bazı gerçekler değişmiyorsa? Bir düşün. Bu zamana kadar yaşadığın bu nadide hayat, bir sen bir dört duvar arasında cereyan etmiş ve bundan sonra da ya böyle devam edecekse? Bir yerde bir söz okumuştum, diyordu ki ‘İnsan ne yapıyorsa bir sevgi uğruna yapar şu hayatta. Çünkü sevgisiz her şey anlamını çok çabuk yitirir.’

 Hangi sevginin doğru olduğunu ararken, gerçek sevgileri kaçırdık elimizden. Bazılarımız altında ezildik, bazılarımız aradığı karşılıkları bulamadı. Ama her neyse, bir şekilde olmadı. Ben bu dünyaya, bu dünya da bana uyamadı. Aşkın şarabından, bilmeden bile içemedik. Ele güne karşı yapayalnız, böyle de olmaz ki derken yapayalnız kaldık. Sonra hiç hak etmeyen kişilere hak etmedikleri değerler verdik. Neydi bir türlü bizden bekledikleri ve bizim asla veremediğimiz, bilemedik. Belki de dünyanın sonuna doğmuştuk, haberimiz olmadan. Ne yapıp ettiysek sığamadık dünyaya. Yeni dünyalar aradık. Kendimizi inanmaya zorlandığımız yalanları arayışımız gibi. İnsan yalnızca kendini kandırır derlerdi, biz onu bile yapamadık. Şöyle oturup karşılıklı iki demsiz çay bile içemedik seninle. En sevdiğin şarkın ne? diye soramadık. En güzel çocukluk anını bile dinleyemedim senden. Biz böylesine çok geç rastlaşmışken, hüzünlü dünyamızda bir kıyı aradık durduk. Oysa ikimiz de birer gemiydik, seyir halinde giden. Yelkenleri öylesine kabarık. Güvertesinde kuşlar uçuşan. Ve biz, bir türlü hiçbir kıyıya varamadık. Öyle uzaktan uzağa izledik durduk birbirimizi.

Ben sana, sen ona, o başkasına. Biz bir türlü doğru denk getiremedik şu sevgileri.

 Biz bir türlü beceremedik bu sevgi işini.

Özetle diyeceğim o ki; kimse masal anlatmasın yapayalnızız yalnızlar dünyasında. Hah, gerçi bu çok ironik çünkü herkesin yalnız olduğu bir yerde kimse yalnız değil ya aslında güya, bakma işte.

Seninle oturup iki lafın belini kırmak isterdim. Olmadı. Dünyanın en basit isteği bile devasa kaldı, ona yandım. Oysa ne olurdu şimdi şurdan çıksaydın. Bilmem, ne olurdu? Sevgilerle.Sevgilerde. Sevgiyle.

En çok da, bizi bir türlü denk getiremeyen tesadüfsüzlüklere.

Şimdilik veda ediyorum sana, henüz merhaba bile diyememişken.

Ve son olarak: Ben, kaderin bizi denk getirebilme ihtimalini sevdim.

Yazar: Beyza Küçük

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.