Saat Sabah Beş Buçuk

Saat sabah beş buçuk,

Penceremin aralığından sessizce içeri sızan rüzgar eski bir dost gibi tüm  bedenimi sarıp sarmalıyor, önce omuzlarımı öpüyor, sonra yanaklarımı sıkıyor. Alışık olmadığımdan mıdır bilinmez ama bu içimi ürperten soğuk esintiyle kucaklaşmak ruhumu ısıtıyor.

Saat sabah beş buçuk,

Benim kalan heveslerim bir bir can verirken sevgili dostum vaveyla, sevgilisi karanlığın koynunda derin hülyalarda. Bense onun yokluğunda ceplerimi sönmeye yüz tutmuş yıldızlarla dolduruyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Saatin tik tak sesleri beynimin içinde dönüp duran seslere karışıyor. Söylemek isteyip de söyleyemediklerim taşıyor yüreğimden.

Saat sabah beş buçuk,

Ucuna oturduğum rahatsız sandalyeden aydınlanmak üzere olan gökyüzünü izliyorum, dolunayı selamlıyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Bu saatte bir yere gidilmez, bir yerden gidilir diyorlar ve ben en çok kendimden gidiyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Elimi altına koyduğum tüm taşlar parmaklarımı kırıyor bir bir. Taşların güvenilmez çıkmasından daha çok bir daha kalem tutamayacak olmak yakıyor canımı.

Saat sabah beş buçuk,

Aklıma gelenlerin başıma gelmesiyle baş edemiyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Issız bir gecede, birlikte yorgan bellediğimiz semaya sarılıyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Dargın olduğum herkesi ve her şeyi affediyorum, sonra yine küsüyorum herkese ve her şeye. En çok da kendimle anlaşamıyorum.

Saat sabah beş buçuk,

Tan ağarmaya başladı, günü gece yaşayanlar için masadaki hayal kırıklıklarını toplama vakti ama bilirsiniz ki bazılarımız için tan hiçbir zaman ağarmaz.

Yazar: Burcu Kaplan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir