RÜZGÂR

"Eskimiş bir hatıranın tozunu kaldırır, bastırılmış bir pişmanlığın kapısını aralar. Onunla mücadele etmek beyhude bir çabadır çünkü ne kadar çırpınılsa da rüzgâr kendi yolundan sapmaz."

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)

Rüzgârın sesi, kimi zaman gecenin en duru anlarında kendini duyurur. Birkaç kelimeye sığdırılamayacak kadar eski anıları uyandıran bu ses, insanın iç dünyasını usulca tetikler. Yalnızlık ve özlem, rüzgârın geçip gittiği yerlerde bırakılmış izler gibidir; sessizliğin içinden sıyrılarak fark ettirmeden zihni doldurur. Onun esintisi, kimi zaman yürekteki kırgınlıkları depreştirir, kimi zamansa tuhaf bir huzur getirir. Bu ikilem, her fısıltıda varlığını belli eder ve insana unutmakla hatırlamak arasında kararsız bir boşluk bırakır. Tam da beklenmedik bir anda, sanki gökyüzü ağır ağır alçalıyormuş gibi bir his kaplar içimizi; rüzgârın keskin uğultusu, derinlerdeki korkuyu ve cesareti aynı anda tetikler.

Rüzgâr, yaşanmışlıkların dile gelmeyen tarafını taşır sanki. Dışarıdan bakıldığında sadece hafif bir uğultuymuş gibi görünse de içten içe insanı kuşatan bir güce sahiptir. Eskimiş bir hatıranın tozunu kaldırır, bastırılmış bir pişmanlığın kapısını aralar. Onunla mücadele etmek beyhude bir çabadır çünkü ne kadar çırpınılsa da rüzgâr kendi yolundan sapmaz. Günün ilk ışıklarıyla yumuşar gibi olsa da geceye dönerken yeniden hırçınlaşır, insanın unuttuğunu sandığı duygulara tutunur. Karanlık bastırdıkça parçalanıyor gibi görünsek de o ısrarcı ses içimizde saklı umudu canlı tutar.

Belki de rüzgâr, en saf haliyle özgürlüğün ve kaçınılmaz yüzleşmelerin simgesidir. İnsanın kendisiyle baş başa kaldığı anlarda bile peşini bırakmayan o ince serzeniş, hayatın sessizce devam ettiğini fısıldar. Bir tepeden diğerine savrulan sesi, umut ve kederin iç içe geçtiği bir şarkı gibi yüreği yoklar. Yine de kimse tam olarak anlayamaz rüzgârın neyi anlatmak istediğini. Çünkü rüzgârın dili, öfke ve huzur arasındaki ince çizgide saklıdır; o çizgiye ancak kalbinin kapılarını aralayanlar yaklaşabilir. Gökyüzü ne kadar alçalırsa alçalsın; taşıdığı inatçı çağrı, ayağa kalkmamız ve yolumuza devam etmemiz için kalbimizin derinliklerine dokunur.

Bazen de insanı hiç beklemediği bir anda iç hesaplaşmalara sürükler. Kırılmış anıların yeniden canlanmasına sebep olur, ama aynı zamanda bir tür arınma hissi de verir. İnsan, rüzgârın dokunuşunda geçmişin izlerinden sıyrılabileceğini fark eder ve belki de bu yüzden onunla kurulan bağı koparmaya yanaşmaz. Hem hatıraların tanığı hem de yeni başlangıçların habercisi gibi görünür. Kimi zaman soluk bir akşamüzerinde kimi zamansa sert bir fırtınada kendini göstererek insana yaşamın ne kadar kırılgan ama bir o kadar da güçlü olduğunu hatırlatır. Bu yüzden onun peşinden gitmek, bazen bir yüzleşmeyi göze almak bazen de içten içe sakladığımız cesareti keşfetmek demektir. 

Merve Gedik  

https://pin.it/1bQGd6Jp4     

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.