(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
Şimdi sana sarf edeceğim bu kelimeleri bir “arkadaş” olarak değil, bir yazar olarak yazıyorum.
Dürüst olmak gerekirse kafanın içerisinde sakladığın bu yazım atölyesini göreceğimi düşünmemiştim. Kafanın en derinliklerine, bir çukurun dibine gömmüşsün; orada saklıyorsun hazinelerini, yeraltında. Sadece senin görmesini istediğin insanlar görüyor eserini. Bu konuda epey bir farklıyız. İkimiz de kendi hayatımızda birer madenciyiz; çukurun dibindeki hazineyi alabilmek için yıllarca toprağı kazıyoruz, o kadar yoruluyoruz ki bedenimizde yaralar oluşuyor ama asla çabalamayı bırakmıyoruz ve bunca zorluğa rağmen hazinelere ulaşıyoruz. Ben bu hazineleri yerüstüne çıkarıp insanlara gösteriyorum; insanlar mücevherlerimi seviyor, satın almak ve boyunlarında taşımak istiyor. Bedenimdeki yaraları görüyorlar, emeğimin karşılığını vermek istiyorlar.
Sen ise yeraltında kalmayı tercih ediyorsun; yüzüne bulaşmış olan toprağı silmemişsin, yaraların izlere dönüşmüş ve onları sonsuza kadar saklıyorsun, bulduğun hazineleri ise almamışsın ve kafanın içindeki çukurun dibine atmışsın. Neden? Kendi canını bu kadar yakıp yaralarına merhem sürülmesini neden istemiyorsun? Kendi bulduğun mücevherlerini neden yeraltında saklamaya devam ediyorsun? Mücevherlerinin güneş yüzü görmesini istemez miydin?
Her ne kadar bu sorular kafamı kurcalasa da sana hak vermeden geçemiyorum. Yıllarca ben de mücevherlerimi bir siyah çanta içerisinde taşıdım. İnsanlar yara izlerimi görmesin diye uzun kollu giyindim, suratıma sahte gülümsemeli bir maske taktım. Güneşe bakmamak için güneş gözlüğü taktım ve güneşe bakmayı reddettim. Zaten kalbim bir cam kadar hassasken kendi mücevherlerimi kırma riskine neden girecektim ki?
Benim gibi bir insanın mücevheri o kadar da değerli miydi? Bana göre değildi.
Kafamın içinde tütüp biten çeşitli senaryoların sonu hep aynıydı: hem mücevherlerim hem de kalbim parçalanarak kırılıyordu. Yıllar boyu kafamın içinde bunları tartıştım, saklanmayı tercih ettim. En sevdiğim insanlardan bile sakladım mücevherlerimi.
Ancak şunun farkına vardım, bazı mücevherler gün yüzüne çıkmayı ve insanlar tarafından kullanılmayı hak ediyor. Yazılarımın insanlara bir parça etki katmasını, onlara herhangi bir şey hissettirmesini istedim. Ben bir ağaç olsaydım meyvelerimin yendiğini görmek çok isterdim. Her gün güneşi görüyorum, bazen bedenim yağmurla buluşuyor. Dallarıma kuşlar oturuyor ve en güzel şarkılarını söylüyor.
Sen ise farklısın.
Sen toprağın altında büyüyen bir köksün. Meyve çekirdeklerin çatlamayıp toprağın üstüne çıkmıyor, hepsi köke yapışmış ve toprağın altında öylece bekliyor. Bazen sulanıyorsun ama suyu kendine çekmiyorsun, yeraltındaki kanalizasyon suyuna dökülmesine müsaade ediyorsun. Bazı zehirli böcekler köklerine zarar veriyor, bu senin canını yakıyor ama umursamıyorsun. Sen sonsuza kadar yeraltında kalmayı tercih etmişsin. Senin dünyan orası; çukurunun dibindeki mücevherlerinle güneş yüzü görmemiş meyve çekirdeklerin ve iyileşmemiş yara izleriyle bulunduğun o dünya.
Biliyorum ki sen kendini bu dünyaya adadın ve yeraltında sakladığın mücevherlerin güneş yüzü görmesini istemiyorsun. Çünkü kendi benliğinin kaybolacağını düşünüyorsun ki çok haklısın.
Bir yarasa asla dışarıda yaşayamaz, güneşi gördüğü anda ölür ve cesedi güneşin altında çürüyerek yok olmaya mahkum kalır. Kimsenin dünyasını değiştiremeyiz. Her ne kadar doğru gelmese de çoğumuz hangi dünyada doğup büyüdüyse onlar artık o dünyanın insanıdır ve başka bir dünyaya alışamazlar.
Dolayısıyla seni çok iyi anlıyorum.
Ama şunu da bilmeni istiyorum: kendi hazineni bulma çabanda aldığın yaralar, yüzünden silinmeyen toprak izleri ve çukurunda bekleyen mücevherlerin çok özel. Seni sen yapan şey bu. Sakın kendini kötü hissetme ve toprağı kazmaya devam et. Yaraların canını yaksa da sakın hayalinin peşinden koşmayı bırakma. Dünyanda güneşe ihtiyacın da yok, çukurunu mücevherlerin aydınlatıyor bile.
Sen kendi yeraltı dünyanın bir ışığısın. Işığını herkes görmese bile de görenler neyle karşılaşacağının farkına bile varmayacak.
Sen, yeraltındaki yazar, yerüstündeki yazar olarak seni hep destekleyeceğim. Toprağın altındaki kökler gittikçe büyüyecek, mücevherlerin koskocaman dünyanı ışıklarıyla donatacak ve sonsuza kadar ilham verici olmaya devam edecek. Kendi dünyanın kralı olmaya devam et ve buralara gelirken aldığın yaraları asla saklama. Onlarla gurur duy.
Yeraltındaki yazar, arkadaşım, sana sesleniyorum:
Işığını sakın söndürme, ben senin hep yanında olacağım.
Akın Ayaz