Sağlamlık, bir yapının ana malzemesi ise “oturtulmadan” önce, yerine getirilmesi gereken ilk adımdır. Malzemeler klasik anlamda her zaman gözümüzün önünde olsa da, zihnimizi uzun süre temizlemediğimiz için etraf tozlu, haliyle biraz bulanık görünebilir. O yüzden, ilk iş süpürgeyle toz bezini alıp düşünce temizliği yapmamız gerekir. Peki bu süreç nasıl gelişir ya da gelişmez?
Örneğin düşünce nedir ve düşüncenin kapladığı alan hacmi ne kadardır? Bir düşüncenin etkileri yan ya da direkt olarak nasıl empoze edilir?
Her zaman bir yönetici vardır. Dünyada bir tek siz kaldığınızda da, nüfus şimdikinin on katına çıktığında da korkmayıp kalan bir yöneticidir düşünceniz! Düşünceniz her durumda ak, kara ya da gridir.
Alarmın rengi ne olur olsun hayatın ona getireceği milyonlarca şeye karşı hazırlıklı olur. Bir kafatasına sahip olması ve saçını her kestirdiğinde tekrar uzayacağını bilecek kadar olağan bir durumdur bu.
Düşüncelerimizin yaratım sürecinde, başrolü kimseye kaptırmayan kaprisli oyuncu duygularımız ise bize, neyi dilerlerse onu enjekte etme yetkisine sahip garip şırıngalarımızdır. Yani sonunun nereye varacağını bilmeden yapılan tüm o davranışların yüzeysel miktardaki yüzdeliğinde bu belirsiz karışımların etkisi vardır. Zıpzıp topları gibi düşünün ya da hacıyatmaz gibi inatçı, içerde tutulduğunda hiç olmadık yıpratıcı yeni düşünceler doğuran bir matruşka, sebepsiz mutluluğun en güzel sebebi, zaman zaman da yanına yaklaşılmaması gereken en ince camdan yapılmış bir nesne… Gördüğünüz gibi, konu düşünce de olsa, gizlilik bilinmezcilik de olsa, öyle Pandora’nın kutusunu açar gibi uğraşmaya gerek yok. Şükür ki bu işle ilgilenen ve özellikle sonu -loji eki almış birbirinden güzel ve tabi ki bu güzelliğin içerisinde bol kepçe “mantık” barındıran alanlar mevcut.
Düşüncelerimizle duygularımız Frodo Sam dostluğunda bir o yana bir bu yana ayak çırpıp dans ederken, bu eğlenceye katılmak isteyen başka biri olamaz mı veya katıldığında daha anlamlı bir bütünlük oluşturacak başka bir şey, temizlikten sonra yapılan köpüklü kahve eşliğinde “sapasağlam” en boy hesabı yapılarak anlaşılması gereken bir şey!
“Bizi” kelimesini yapılandıran ne varsa, ortaya çıkan düşüncelerimiz de odur. Düşüncelerimiz değişkendir, devrilir, kırılır, dönüşür, evrilir, etkileşime geçer veya iz bırakır ve bu devir daima sürer. Bunu sağlayan ise hayat savaşını bizzat kendi veren ve karışmadan mücadele eden duygularımızdır. Peki gecenin sonunda gelen ve nedense her zamankinin aksine geliş ve varış noktasını sormadan direk konuya girip burada ne aradığını sorduğumuz o esrarlı kişi “mantık” olabilir mi?
Yerler buzlanmadan konuşmak gerekirse, olaylara her zaman disko topu muamelesi yaparsak kafalar bulunabilir belki ama kenarda köşede kalmış tüy yumakları, yıllar önce unutulan incik boncuk, hiç açılmamış kumanda pili benzeri pek çok şey bulunur ve derinlemesine kıyı köşe temizlenir. Böylece paslanan ya da ağ bağlamış şeyler pirüpak olurken etrafı hoş bir limonata kokusu sarar ve diyalog daha taze bir geri dönüş yapılarak başa sarılır: nereden geldin?
Biyografisini olması gerektiği kadar anlattıktan sonra amacına, yani inşa edeceği temelin malzeme listesini tek tek açıklamaya koyulur mantık. Örneğin, tüm duyguları düğmelerine basıp tanımaktansa bir süreliğine ayrıştırır ve söyleyeceklerinin dozunu ayarlar, gerektiği zaman akort onları etmeye yardımcı olacağını sıkmayan bir düzlükte anlatır, fantastik olmayan masalsı dünyasını olması gerektiği dozda enjekte eder. Yeri geldi mi klasikler iyidir diyerek yerleşmiş metaforları ön söz yapar. Alerjisi olduğunu düşündüğümüz tüm baharatlarla “bir de böyle dene“ diyerek leziz yemekler yapıp kademeli bir şekilde gönle girerken içine düşülen ve diş darbelerini zaman zaman daha fazla hissettiren distopik düzene karşı, düzensizliğin keyfini çıkarmamızı söyler. Çaktırmadan tabi…
Yazar: Deniz Uğur Çil