Korkunun Beşiği

Asırlar öncesine veya yüzyıllar sonrasına gitsek bile belki de değişmeyecek olan, insan yaşamında işleyişi sağlayan ve birbiri içine geçmiş zincir bütünlemesinde bulunan hislerden birine dokunuyorum. Yaşam boyunca geçmez bir gölge gibi hep bizimle olan, bazen korunaklı bir yapı inşasına öncülük eden, bazen de tahmin edilemez derecede sarsıcı bir güçle kurulmuş ve penceresi çiçek kokusuna komşu olan yapıyı yerle yeksan eden duygu: korku.

 

Korku yaşamın zor şartlarında şehirler inşa edilmeden vahşi doğada geçirilen hülyalı bir gecede kaplan pençesinde ölüp gitmememiz  için bize yardım etti. Şehirlerin gelişmesiyle karanlık bir sokakta yürürken duyulan tedirgin edici seste adımların hızlanmasına da öncülük etti. Sevdiğimizi kaybedeceğimizi hissettiğimiz anda bütün bedenimizi sardı ve asla yapmam diyeceğimiz birçok davranışı yaptırdı. Duruma göre sürekli biçim değiştirdi. Tırtılın kozaya kendini sarması gibi tüm auramızı sardı ve olmasını istemediğimiz şeylerin olabilme düşüncesiyle en küçük hücremizi istila etti. İçten içe bizi yedi… Yönetimin tahtına oturdu, otorite kurdu. Toplumda en çok kullanılan idari sistem oldu. Yıldızı parlayanları sindirdi, sönükleştirdi. Etkin bir kültüre adını verdi, kesin doğrular ve yanlışlar ardına ilmek ilmek işlendi. Yaşamda ciğere nüfuz eden hava gibi işleyişi devam ettirdi ve geniş varlığını sürdürdü. Kafasını kaldırıp da “Acaba?” sorusunu yöneltmeyen hiç kimse korkuyu fark edemedi. Çoğu zaman korku korkağın en büyük silahı, şiddetin de ana besini oldu. Bir gazete parçasında yıllarca ruhsal ve bedensel şiddete maruz kalmış kadının manşete yerleşmiş sözü oldu “Korkuyordum.”

 

Seçimlerimizi yönlendirdi ve bazen girilmez yollara sürükledi. İnsanı çözüme yönlendirmekten çok kaçmakta uzmanlaştırdı. “Hep bir bahane…” cümlesinin ardındaki kurgusal hayalbazdı.

Aşılamayacağı düşünülen hedeflerde motivasyon aracı olarak kullanıldı. İnsan korkusunu kendisine eleştirel sesi olarak yönlendirdi, bu yapabileceği en acımasız duygusal saldırılardandı. Süperegonun gururla başını sıvazladığı, dikkatleri üzerine çeken en parlak evladı oldu. İçerden dışarı çıktı, dışardan içeri sızdı. İnsan korkuyu yarattı, zamanla geliştirdi ve onu yaydı. Yarattığı korkuya da kendisini mahkumlaştırdı.

 

Yazar: Tuğçe Ünalmış

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir