Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)
Yolum uzun. Hiç bitmeyecek gibi görünse de biliyorum bitecek. Gözümü korkutan her şey gibi bu yolculuğun da sonu gelecek. Zaten yolculuk değil ki korkutan. Asıl korkutucu olan yolda geçip giden onca zaman. Ne kadar ilerlersem o kadar tüketiyorum zamanı sanki. Tüm tükettiğim zamanlar boşa giden bir yaşam gibi hissettiriyor. Her hissettiğim doğru mu tartışmasına girecek gücü bulamasam da hissettiğimin doğru olduğuna inat edecek gücüm var. Hissediyorum ve bu doğru olmalı. Değil mi?
Değilmiş. Her hissettiğim ne doğruymuş ne de yanlış çünkü doğru diye bir şey yokmuş. Varsa da benim doğrum değilmiş ya da bir başkasının… İlerlediğim tüm yola, ardımda bıraktığım o kadar zamana baktığımda doğruların benim etrafımda olmadığını görüyorum. Ben hep doğruydum oysa. Öyle hissediyordum. Hissetmek işte. Ne kadar tehlikeli bir kelime. Şimdi duruyorum yolun ilerlediğim kısmında. Önüme bakıyorum bir sürü yol. Geriye bakıyorum başladığım yer orada, görüyorum. Üstüne düşündüğüm her şey yolumun sadece çeyreği ediyor. Benim daha yolum varmış diyorum. Hissettiklerim o kadar da mühim değilmiş. Önemli olan gerçeklermiş. Ne benim doğrularım ne başkalarının doğruları gerçeklik değilmiş aslında. Hepsi birer sözmüş. Hepsi birer hismiş aslında. Şimdi ise gerçeklik var yolumun üzerinde. Herkesin doğrusunu teslim ediyorum kendilerine. Doğrulardan doğan yanlışlarını, yanlışlarımı da bırakıyorum. Her adımımda biraz daha sağlam yere basarak topluyorum tüm gerçekleri. Eksik bir şeyler var hissediyorum. Hissediyorum ve bu doğru olmamalı. Değil mi?
Yazar: Rumeysa Soyöz
Görsel Kaynak: https://pin.it/5s7pjRJ