HAYAT AVUÇLARIMIZDA BİR TUTUMLUK

“Bu yazının okunması yaklaşık 2 dakika sürmektedir.”

Yazmak…

En iyi arkadaş, en güvenilir sırdaş, sonsuza kadar dinleyebilecek olan boş bir kağıt, hiç bitmeyecek olan mürekkep izleri. Yazmak alabildiğine maviye bulamak boş hayatları, yazmak hiç olmamışa konuşmak çoğu zaman, yazmak ölümden kaçmak; yaşanmamış yıllara sığınmak. Yazmak duymasınlar diye üzerimize koyudan dikilen kaftanlar, sökük kalmış yamalar. 

 Başımı döndürüyor tamamlanmayı bekleyen bir öykü. Boğazımdaki yutkunuşla ve yüreğimdeki savruluşla düşlüyorum gelecek güzel günleri. Koyu bir sarhoşluğun eteklerinden bakıyorum mor dağlara. Çiçekler açmış baharlarında, ip atlıyor çocukluğum. Elimde pamuktan şekerler, saçlarımda beyazdan papatyalar. 

Doğru bildiğimiz beyazlar griye terfi ederken büyümeye hazırdı umutlarımız. Ne kolay ‘geçti’ diyebilmek, kanayan avuç içlerine özgürlük tanıyabilmek. Pencerenin aralığından yüzüme vuran soğuk yelin getirdiği hüzün tozlarını ekim gecelerine dağıtırken, şehrin tüm ışıkları sönecek. Martılar her gün olduğundan daha içten bağırmaya başlayacak kıyılarda, kaldırımlar biraz daha kimsesiz kalacak. 

Siyah kendi uğursuzluğuyla boğuşurken uyumak mıdır kurtuluş yoksa uyanmak mı kayboluş. Ve şimdi özgür ruhum da gözlerimi kapattım uzun bir yolculuğa çıkıyorum. Saatlerce belki de günlerce sürecek bu yolculukta sevginin özlemin acının ve hayal kırıklıklarının bedende ki yükü tartılacak yol kenarı kantarlarında. Gökyüzü eşlik edecek yeni hayallere ve çakıllı, bozuk yol serecek hayal kırıklıklarını önümüze. Yıldızlı bir gece mi yoksa güneşli bir sabah mı? Belki ikisi de değil. Boş levhalara umudun resmini mi çizeceğim az sonra yoksa kendi boşluğunda kaybolan insanı mı?

Güçlü olmak; iki kelime, binlerce duygu barındıran kısa bir cümle. Dışarıya gülerken içine hıçkıra hıçkıra ağlamak. Hayatı koştura koştura yaşarken aslında yatak döşek olmak. Baktığın yeri görememek çoğu zaman. Dinlediğin şeyleri duymamak o an. Çok konuşurken ölesiye susmayı istemek. Susarken avazı çıktığınca bağırmak içten içe. Doğduğu hayatı yaşar herkes. Yaşadığı kadar güçlenir, güçlendikçe yaşlanır ve gitmek gerek bazen bu yerden, ait olduğun hayattan. Düşünüp ve isterken çakılıp kalırsın sonsuza kadar olduğu yere. Bazı duygular vardır ruhta hiç değişmez. Birlikte doğarsın, birlikte büyürsün ve birlikte kaparsın gözlerini evrene.

İki günlük dediğimiz dünya bazen sonsuz gelir gözümüze. Hakkını vererek yaşayanlara güzellikler, karanlığı yaşayanların da cefası bitmezmiş. Kalabalıkta yalnız olmak ve içinde ki yalnızlığının kalabalığında boğulmak. Böyle zamanlar da kendimizi karanlık bir odaya kapatırız ve gelip bir başkasının çıkarmasını bekleriz. Kimse gelmez ve biz hep o başkalarını suçlarız. Oysa böyle bir zaman mevcut değil bize biçilen ömürde. Çakılıp kaldığın yerde tırnaklarını kanata kanata kazmak gerekir çıkış tünelini. İçerde kül olmuş umutları küçük bir çırayla yeniden tutuşturmak. Savaşmak sonuna kadar.

 Yazar: Büşra Nur Tezcan

HAYAT AVUÇLARIMIZDA BİR TUTUMLUK” için bir yorum

  • 15 Ağustos 2020 tarihinde, saat 19:30
    Permalink

    savaş oncesi hazırlık savaşabılmeyi istemek… direnmenin yaşamak olduğunu anlamak için iyi bir betimleme

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.