Hakikat

Hep aynı namelerle çalan, kendine yabancı bir rebaptım. Gök kubbeyi saran Selene’nin ay ışığı kadar berrak, bir o kadar da heba olan bir gölgeydim.

(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 3 dakika sürmektedir.)

Gökyüzünün altında hepimiz birer kum zerresiyiz. Ancak o kadar varız ve bir o kadar da yokuz. Bir kum tanesinin yaratılışı kadardır mutluluk, denizin sonsuzluğunda bir kum tanesidir. Bir zamanlar bildiğim en iyi şeyden uzaklaştım, unutmak. Aklımda zuhur ediyor bu mukadderat. Unutmak özgürlüğü arayan hakikat tohumudur. Özgür değiliz unutmadıkça veyahut bırakmadıkça. Her iyinin içinde bir kötü, her beyazın içinde bir siyah, her siyahın içinde de bir beyaz vardır. İçimizde yaşayan sonsuz karanlık ve aydınlık. Unutmak değil, hatırlamaktır yük. Böyle zamanlarda içimdeki kötülüğü yenmek için hatırlamaya çalışırım. 

Aslında insanın aradığı her arzu, her istek, her fikir düşünceden meydana gelir. İçimdeki karanlık ve kötülük, seninle her gece hesaplaşıyorum. Henüz ne sen kazandın ne de aydınlığa karşı hükmedebildin. Gecenin sakladığı gerçek nedir? Tepeden tırnağa zayıflıkla, hasretle ve kederle dolu felekten aşağıya savrulan şey nedir? 

Bazı zamanlar kalbim acıyla doluyor, kin ve öfkeyle. Öfkemin tadı damarlarıma ilmek ilmek işliyor. İçime düşen kara bir leke gibi şüphe düşüyor. İşte o vakit gerçeğin peşinde koşuyorum. Gerçek, kıyısı gözükmeyen büyük bir nehirdir. O nehrin suyu ise baştan başa öfkeyle dolu kindir. Geriye dönmenin zaruri olduğu vakit dalgalı denizde boğulmak kabiliyet midir? Geriye dönüş var mıdır? Gitmen gereken yolu gösteren bir pusula var mıdır? İyi yahut kötü arasında bir yerdeyim, araftayım. Herkesten ve dahi kendimden bile köşe bucak sakındığım ruhumun görünmeyen yanı. Zifiri karanlıklarda uykusuz bırakan, en güçlü hatıraları zehreden, bir gözyaşının masumiyetine dahi dayanamayacak keskinlikteki korkutan şey. Geçmişin sisli karanlığı, sonu gelmez bir gölge gibi takip eder. Haksızlıklar, kırılan kalpler, söylenen yalanlar teker teker dikilir karşına. Fark eder ve vazgeçemezsin hakikat karşına çıktığında.

Onun ışığı vurmadan önce ölü bir denizdim gökyüzüne yansıyan dalgalarda. Hep aynı namelerle çalan, kendine yabancı bir rebaptım. Gök kubbeyi saran Selene’nin ay ışığı kadar berrak, bir o kadar da heba olan bir gölgeydim. Ona bakınca sonu gözükmeyen çayırlar ve ağaçlar görüyorum, deryalar kadar berrak sular görüyorum. Ben biliyorum da o benim güneşim olduğunu biliyor mu? Varsın bilmesin. Beni herkesten çok tanıyan odur. Ben, güneşine yaklaştıkça kanatları parçalanan İkarus’um, ölümüne koşarak giden yenilmez Akhilleus’um. Ay ışığıysam, güneştir benim sebebim. Kalbime acı ve öfke tohumlarını seren odur. O tohum nasıl ki İkarus’un sonunu getirdiyse, Akhilleus’u yenilmeye mahkûm ettiyse içime düşen bu tohum da beni mahkûm edecek.

Her yolculuk ezeli olduğu kadar her hayatın kaybolduğu bir kıyameti vardır. Farklı yerlerde başladığımız yolda birbirimizi bulduk ve kaybettik. Yollar, şehirler, yuvalar geçtik. Dönüp bakıyorum geçmişe, tekrar ve tekrar kendime hatırlatıyorum. Hatırladıkça bilirim ki içime düşen tohum parçaları en ufak zerresine kadar yok olduğu kadar kendini güçlendirir. 

Daha önce hiç görülmemiş vadilerin tepesinden, kan kırmızı boyanmış gök kubeden yağan hakikat hiç beklemediğim bir anda kulağıma fısıldayacak. Güneşin bir daha doğmayacağını sandığım karanlık gecelerde karşıma çıkacak. Hakikat, bir mum gibi nefes aldığım müddetçe yanmaya devam edecek. Bulmayı umduğum hakikat tohumu, bir kum tanesi kadar nefes olup rüzgârda savrulacak.

Konuk Yazar: Göktuğ Akşahin

Görsel linki: https://besthqwallpapers.com/tr/3d%20grafik/yelkenli-gemi-silueti-4k-mavi-ay-deniz-ufuk-187181

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.