En Zorlu Maraton: Fark Etmek

Doğduğumuz günden beri hep bir yarış içerisindeyiz ne yazık ki. Doğumumuzun bile bir vakti var öyle değil mi? Her şey sen daha dünyaya gelmeden önce senin hayatın için muhteşem bir güç tarafından planlanıyor. Bazı noktalar çizgilerle belirlenirken geriye kalan her şey tamamen sana bırakılıyor. Ve doğduğun andan itibaren sonunu senin bile bilmediğin bir yarış başlıyor. Bu yarış, senin hayatın! Her şey sana ait. Ne zaman dinleneceğin, ne zaman tempoyu arttıracağın her şey senin elinde.Sana ait olan bu yarış elbet bir gün bitecek, o final çizgisine geleceksin.İlla ki bayrak inecek ve elbet bir madalya kazanacaksın.Ama nasıl bir madalya? Sence de asıl önemli olan bu yarışın seni tatmin edip etmediği değil mi? Hangi engelleri aştığın, yarış boyunca neler kaybettiğin, neler kazandığın, nerelerde durduğun, seni hangi olayların yavaşlattığı, kimlerin seni geride bıraktığı ve senin kimleri geride bıraktığın… Şöyle bir dönüp bakmanı istiyorum arkanda kalan kilometrelere, belki de bu soruların cevaplarına… Geride bıraktıklarından ders aldın mı?

Hile yapmadığın sürece bu yarışın ne zaman biteceği senin elinde değil, tıpkı ne zaman başladığının da senin elinde olmaması gibi. İstersen bu yarışın bitmesini tribündeki koltuktan oturup izleyebilirsin de tribünlerin senin adına attığı zafer çığlıklarını duyabilirsin de. Seçim senin.

Evet bu yarış elbet bir gün bitecek. Peki ya yarışı bitirdiğinde yanında kimler olacak? Yani bugüne kadar yanında kimleri sürükledin? Hangileri senin daha iyi koşman için kendini feda etti? Hangileri sana rakip olup önüne engeller dizdi?

Öyle bir yol ki bu ilerlediğin, bildiğin her şeyi unutmak zorundasın. Tecrübelerin, şansın, kaderin…

Çünkü şans sen her şeyi planladığında devreye girer. Ortada hiçbir şey yokken şanslı olunsaydı eğer soytarılar kral olurdu. Kaderse tamamen bir uçurum olayı: Uçuruma çıkacağın kader, ama uçurumdan atlayıp atlamamak sana kalmış. Yani başa gelen çekilir felsefesiyle hareket edersen neler çekmek zorunda kalacağının haddi hesabı yok.Hayat senin, yarış senin, seçim senin.Ne tarafa doğru koşacağını biz bilemeyiz elbette. Eğer istiyorsan yüreğinin götürdüğü yere git tabii, adresi bildiğin sürece hiç kimsenin hayatına karışmaya hakkı olamaz.

Şimdi, çıkar şu gözlükleri geniş bak biraz etrafına.Yarışa tempo kat, en muhteşem atağını yapmaya çalış. Başarısız olsan bile farklı ol.Eğer bu yarışta adından söz edilsin istiyorsan kimsenin cesaret edemeyeceği ataklarda bulun, izleyenleri şaşırt, seni heyecanla izlesinler, gerekirse hiç kimsenin daha önce koşmadığı gibi koş ki sen yarışı bitirdiğinde geride kalanlar için bir umut ol.Farklı bir ışık yak.

Bugüne kadar hiçbir yarışma sunucusunun bütün bir yarışma boyunca aynı tempoda koşan koşucunun adını anons ettiğini duydun mu? Etmez, edemez. Hep farklı olanlar,hep atak yapanlar anılır. İlk günden beri her yarışmanın altın kuralı budur.

Yarıştığın süre boyunca sadece bitişe odaklanma. Şu an bu satırları okurken kafanı kaldırıp bir bak etrafına. Dünya’da sadece sen yarışta değilsin. Senin ayağının altında serili olan kum tanecikleri bile bir koşturma halinde, hepsinin bir amacı var ve işte bu yüzden başa gelen çekilir demeyi bırak, gözünün önünde olana değil etrafına bakmaya başla ve özü fark et. Çünkü kader senin yaşadığından biraz farklı; başa gelen çekilmez, çekilecek olan başa gelir.

Çünkü eğer bu yarışı kaçırırsan, yeniden elde etme şansın olmayacak. Bunları yalnızca sana değil, kendime de söylüyorum; hem şu anki hem de bundan yıllar sonraki bana.

Kurduğun stadyumunda sana başarılar diliyorum, bayrak inene kadar en çok anons edilen yarışmacının sen olman dileğimle.İyi yarışlar…

Arzu Hamurcu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.