Deli Sessizlik

- Yazmanın zamanı olur mu? - Olmaz mı? - Olmaz. Hem ne yapayım yazmayıp bu sessizlikte? Burada ya yazı yazılır ya da… Öyle işte. - Ya da ne? - Ya da delirilir.

Nehrin kıyısında, iri iri gözleriyle süzerken çevreyi mimiksiz suratından anlamaya çalışıyorum düşündüklerini. Zaman durdu sanki şu an, o nehre dalmış ben ona ,onun düşüncelerine, dalmışım. Nehir, ağaçlar hatta hayvanlar bile sanki bizim sessizliğimize saygı duyar gibi susuyor. Ben cesaret edemiyorum sesimi çıkarmaya. O ise kayboluyor sanki sessizlikte. Ayaklarım adım atmaya korkuyor hatta adım atmayı unutmuş bile olabilirler. Tek cesaret göstergem buruşmuş kağıt parçasını ve kalemimi cebimden çıkarmak oldu. O kadar sessizdim ki dönüp bakmadı belki de merak etmedi. Gözlerimi ondan ayırmamaya çalışırken okunaksız yazımla karalıyorum sayfayı. Bir hareketlilik var sanki onda. Rahatsız mı ettim acaba? Bana bakıyor. Yaklaştı…

– Ne yazıyorsun yine?

– Hiç öyle karalıyorum.

– Zamanı mı?

– Neyin?

– Yazmanın.

– Yazmanın zamanı olur mu?

– Olmaz mı?

– Olmaz. Hem ne yapayım yazmayıp bu sessizlikte? Burada ya yazı yazılır ya da… Öyle işte.

– Ya da ne?

– Ya da delirilir.

– (Alaycı bir gülümsemeyle) Ben deliriyor muyum yani?

– Yani.

– Peki.

Geri yerine döndü. Ne o pes etti bu sessizlikten ne de ben. Kaç saat oldu acaba. Hava kararıyor. Güneş batıyor. Ondan ayırmamam gerek gözlerimi. En sevdiğim manzaradır güneşin batışı. Ona rağmen bakmamaya kararlıyım. Buraya gelişimiz spontane gelişse de düşününce bir çok anlam çıkartabiliyorum şu an. Yola çıktığımızda sakince konuşabileceğimiz bir yer istedik. Gerçekten burası orası. Ama konuşan yok. Gerçekten konuşmak istemiş miydik? Konuşup neyi çözecektik? Kalabalık içinde olsak mecbur konuşacaktık. Hep öyle olurdu, kalabalıkta birbirimizi yalnız bırakmazdık ama şimdi başbaşayız saatlerdir. En rahat konuşulabilecek yerde muazzam bir sessizlikte. Adeta bir boşluktayız. İçimizdeki boşluklar gibi. Doldurmaya çalıştık kendimizden parçalarla. Kapanmamış bir türlü. O ufacık konuşmadan sonra yine dolu dolu susuyoruz. O yine donmuş gibi benim tek yaşam belirtim kalem oynatışım. Bu sefer cesaret gösterme sırası bende sanırım.

– Gözlerine bakmak en büyük cesaretim
Sen bakmıyorken inatla

Kokunu içime çekmek en büyük zaafım
Sen geçerken yanımdan hızlıca

Evet, evet ben o deli sessizlikteki
Sen ise konusu o sessizliğin

– Güzelmiş. Şimdi mi yazdın?

– Evet. Yazdıran hep sen oldun bana.

– Yapma şimdi. Benden önce de yazıyordun ya.

– Senin için yazdıklarım asıl yazılarım. Diğerleri karalama. Kafamdaki karmaşa sadece.

Sıcak gülümsemesi batan güneşi telafi ediyor sanki. Bugünkü sessizliğimiz dolduramadığımız boşlukların telafisi. Bugün içimizde biriktirdiklerimiz bundan sonraki günlerdeki sohbetimiz. Yine olsa yine buraya sürerdim arabayı çünkü seninle susmak bile bir başka.

Görsel: https://pin.it/1l0b4E2

Yazar: Rumeysa Soyöz

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu site, istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanıyor. Yorum verilerinizin nasıl işlendiği hakkında daha fazla bilgi edinin.