(Bu yazının okunma süresi 3 dakikadır.)
(Yazar tarafından size armağan edilen şarkı: “Duman- Haberin Yok Ölüyorum”)
Bilmem neden yokum hayatımda? Sen benimkini böylesine dolduruyorken, ben bir sinek suretine dahi bürünüp neden gelemiyorum kendi hayatıma? Bir tuzluk olsaydım mesela mutfağında. Ya da bir saksı camının önünde. Her gün suladığın bir çiçek. Sulamayı unuttuğun günlerde, inan affederdim seni. Kurumazdım hemen. Herkese değer verdiler, bir ben böyle bir başıma kaldım.Öyle çok naif değilim diye mi kimse sevmedi beni? Ya da güzel değildim bilhassa. O yüzden mi? Neydi bu güzellikten anladıkları, bilemedim. Ayna olsaydım, odanda. Her gün bana bakıp düzeltseydin üstünü başını. Camın olsaydım, iç dünyandan dış dünyana açılan. İçeri yeni giren temiz havan olsaydım. İçine çekseydin bir nefeste beni. Sonra Necip vardı bir de, Necip Fazıl. Derken güzel demişti: “Razıyım bir nokta olayım. Fakat o noktaya bütün kainat tüm mevcudiyle dolsun. Ben yok olamam.” Ben de yok olamam. Her şey olurum fakat yok olamam. Her şey olurdum da senin için. Sen gitmeseydin. İnan, emek vermekten çok yoruldum. O kadar da sınırsız değil kapasitem. O kadar da güçlü değilim. Bir yere kadar gidiyorum. Bir yerden sonra… Sevgilerimin içinde boğulurken buldum kendimi. Kahvemi pişirirken taşırdım. Suyu kaynatırken buharlaştırdım. Yemeğin altını kapatmayı, kalbimin kapısını açmayı unuttuğum gibi unuttum. Sofraya fazladan bir tabak daha koymaya devam ettim. Gidişini bir türlü kabullenemediğim için. Hiç sigara içmezdim sen varken, şimdi yoksun diye içiyorum. Ben bu orantıyı hiç sevmedim anne. Öyle bir varsın ki hayatımda, yokluğunda varlığından daha fazla bir mevcudiyet var inan. Sabahları kalkıyorum, yeni bir gün. Ama aslında şöyle. Yine yeni ve ‘apaynı’ bir gün. Ne olurdu gitmeseydin? Biliyorum, her şey için çok geç.
Sana en sevdiğin çiçekleri getirdim. Toprağını sulayıp, yavaşça kenarına koyuyorum mezarının. Hayat seni yanında götürmeden önce gülümsediğin gibi gülümsüyorum bir de sana, sen göremesen de. Yok olduğun hayatımda, varmışsın gibi devam ediyorum. Kimse görmüyor beni. Fırından ekmek isterken bile duymuyorlar beni. “Pardon.” diyorum, anlamıyorlar. Otobüs durağında bekliyorum, durmuyor otobüsler. Banka kuyruğunda sıramı yiyorlar. Hepsi çok sessiz oluşumdan mı sebep? Bilmiyorum. Ama bu dünyada sesin kısılana kadar bağırmazsan, kimse duymuyormuş seni anne. Keşke benim de sesim, bağırmaktan kısılmış olsaydı.
Şimdi sana son bir diyeceğim var.
Ben böyle yapamıyorum, ne olur bana böyle yaşamayı öğret.
Yazar: Beyza Küçük