Beynimdeki Yabancılar

 

1

‘İnsan imkânsız şeylere inanamaz.

‘Bence sen yeterince pratik yapmamışsın’ dedi kraliçe. ‘Ben senin yaşındayken her gün yarım saat yapardım. Neden olmasın, kahvaltıdan önce bazen altı tane falan imkânsız şeye inandığım olurdu.’

Aynanın İçinden Alice Harikalar Diyarında, Lewis Carroll

 

 

İmkânsız şeylere inanmak için uğraştınız mı hiç? Ya da şöyle soralım en imkânsız neye inanabilirsiniz? Hogwarts Davet Mektubunuzun bir gün geleceğine mi? Ben buna biraz umudum kırılmış 2olsa da ara ara inanıyorum mesela. Ya da cam bir fanusun içinde yaşadığınıza? Peki, ben size sağ elinizin aslında size ait olmadığını söylesem buna inanır mıydınız? Aynada sizinle aynı giyinen hatta her söylediğinizi tekrarlayan kişinin aslında siz olmayabileceğini düşündünüz mü? Biraz daha dikkatli inceleyin belki de gerçekten bir başkasıdır.

İnsan keşfi çok eğlenceli bir canlı. Her insanı keşif bir kıtaya ilk kez ayak basmaya benzer. Hele de beyin, ah o beyin neler çektik ondan. Şimdi size oldukça ilginç bir durumdan bahsetmek istiyorum başrolde beynin olduğu.

Mesela D kod adlı 74 yaşında evli bir kadın bir gün oğlundan kendine silah almasını söyler. Geceleri kendini yatak odasına kilitleyerek uyumakta olan kadın kocasının bedeninde bir sahtekârın olduğunu iddia etmektedir. Kocasının yüzüne, bedenine sahip bir sahtekâr. Ama kocasından başkası da değil. Erken fark edilip silaha erişmeden hastaneye yatırılır.

Bir de DS var. 30 yaşında bir erkek ve annesiyle babasının bedenlerine sahip yabancılarla yaşadığını iddia ediyor. Psikolog neden babasını bir sahtekâr olarak nitelendirdiğini sorduğunda; “Babama benziyor, tıpatıp aynısı ama babam değil, çok iyi bir adam ama bu benim babam değil.”

 

Hayatın bir yanılsama olduğunu iddia eden düşünürler hatta fizikçiler var, haklılar mı bilmiyorum ama biz 3yanılsama ya da değil yaşamımız boyunca karşılaştığımız şeylere hep anlam vermeye çalışıyoruz ve anlam veremediğimiz şeyleri ya görmezden geliyor ya da onlardan nefret ediyoruz. Capgras Sendromunun da beynimize yaptığının bu olduğu düşünülüyor; anlam verememek. İncelenen vakaların hepsinde “eskiden tanıdığını bildiği şeyleri artık birer sahtekâr olarak görmek.” var. Bu yabancı ya da sahtekâr olarak nitelenen şeylerin hepsi yüksek derecede duygusal öneme sahip şeyler; Anne, baba, eş, el kol ve hatta kişinin kendi yansıması.

Birçok vakada beynin sağ yarım küresinde bir hasar sonucu bu durumların ortaya çıktığı görülmüş. Mesele 23 yaşındaki bir üniversite öğrencisi ailesiyle beraber bir trafik kazası geçiriyor ve kazadan bir süre sonra anne, baba ve kardeşinin aslında kazada öldüğünü ve onlara çok benzeyen insanların üzülmemesi için onunla yaşamaya devam ettiğini düşünüyor. “Anne babam kadar iyiler ve çok benziyorlar sadece onlar anne ve babam değil.”

4Paranoid şizofreni ile birlikte ortaya çıkması da karşılaşılan bir durum. İlk bakışta yüz körlüğü/prosopagnozi gibi geliyor ama değil. Yüzleri tanıyabiliyorlar, karşılarındakinin anne ya da baba olması gerektiğinden eminler sadece tanıdıkları yüzlere karşı bir şey hissedemiyorlar. Aynı yabancılığı telefonda konuşurken hissetmiyorlar ya da anıları düşünürken de. İşte bu durum bazılarını şüphelendirmiş ve limbik sistemle görme merkezi arasındaki bağlantıyı sorgulatmış.  Limbik sistemimiz kısaca duygularımızı kontrol eden, hangi duruma/kişiye/nesneye hangi tepkiyi vereceğimizi denetleyen mekanizmamız. Ama işitme, görme ya da hafızanın limbik sistemle birbirinden bağımsız bağlantıları olmalı. Capgras Sendromunda limbik sistemle görsel alanlar arasındaki bağlantı yitirilmiş olabilir diyorlar.

“Tanıdığım ve sevdiğime emin olduğum birine çok benziyorsunuz bayım ama siz kimsiniz?

İşte böyle. Beyindeki bir iletişim hatası bu anlama gelebiliyor. Yani düşünün anne, baba, sevgili ya da eş; sevgimizden emin olduğumuzu düşündüğümüz insanlardır genelde. Hayatımız pahasına sevdiğimizi düşünürüz ama aslında limbik sistem dedikleri merkeze olan bağlantı kadar ince olabilir mi her şey? Onca duygu, sevinç, gözyaşı bir bağ işlevsizleşince hiç mi olur? Bu imkansız mı?

İmkânsız şeyler sevgili okur sadece istatistiksel olarak düşük değerlere sahip durumlardır. Sevdiklerimizi sevebiliyorken sevmeye devam etmeli.

YAZAR: Mehmet YURTÇU

Mehmet Yurtçu

TPÖÇG Blog Yazarı | Çağ Üniversitesi Psikoloji Öğrencisi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir