(Bu yazının okunma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Yorgundum. Dünden daha çok yarından daha az… Gecenin karanlığı sokaklara çöktü şimdi. Gecenin tam 1’i. Perdemi açtım ardına kadar. Sokak lambasının ışığı vurdu kapıma. Gölgem de düştü o ışığa. Zihnimde bir şarkı çalmaya başladı. Durdum öylece dinledim bu tınıyı. Oysa biliyordum dans etmeyi. Bıraksam süzülecekti kollarım havada. Ben de bıraktım. Ağır ağır… Çünkü yorgun bir bedene dans etmek iyi gelir, bilirim.
Şaşkınım! Öylece süzülüp gelmiş balkonuma bembeyaz bir bulut. Sevinsem mi, kaçsam mı, bilemedim. Rüzgâr bile dağıtamamış alçakta gezse bile bu bulutu. Sen ve ben gibi… Rüzgâr mı sensin bulut mu? Ben kaçanım acıdan. Korkanım ağlamaktan. Oysa o bulut kaçmamış rüzgârdan. Şimdi rüzgâr mı sensin bulut mu? Sen cevapla.
Sol elime bir kâğıt düştü gökyüzünden, sağ elimde ise bir kalem. Yaz dedi. Ben de yazdım. Şöyle başladı hikâye: “Melekler uyanın, şeytanlar ayaklandılar!” Ürktüm bu yazdığım ilk cümleden. Korktum… Kimden?
Bomboş odadaki sessizliğin sessiz sesi kulaklarımı tırmalıyor şimdi. Yorgun ruhum da omuzlarım gibi çökük, hissediyorum. Dönüp bakıyorum usulca, çekinerek, utanarak, korkarak… Dokunuyorum sanki ruhuna ya da o benim ruhuma. Bakışlarıyla, neredeyim şimdi?
Gökyüzünde duramayan yağmur gibi muzdarip şimdi gözyaşlarım. Toprağa kavuşmayı bekler sabırsız. Ak derim de akmaz kuruyan o nehirler tenimde. Tefsiri hoş gelir kulağa duygunun. Eli kalem tutarmış da neden yazmazmış mukadderat?
Şimdi müteessir bakar gözleri… Gözlerime… Ruhuma… İçime… Ben de yazar dururum muhayyel defterime. Susar tüm kuşlar, serçeler, güvercinler, bülbüller… Devler ufalır cüceler büyür, hayat gibi. Olmazlar olur, olağanlar yok olur. Saklanır bebeklerin ruhları bir çekyat altında. Bulabilene aşk ola.
Durmaz akacak kan der ya büyükler, işte o kader. Kaçsan da daha hızlı koşamazsın. Korksan da onu korkutamazsın. Sığındım, bu liman benim limanım dedim. İnanırsam gerçek olur sandım. Ben başlarsam bu şarkıya onlar devam ettirir diye düşündüm. Yanılmışım. Şeytanlar çoktan yarılamış yolu. Yolun başındaki ayak izlerine bakarken anladım. Koşsam yetişir miyim? Kadere… Bilir miyim geleceği bu falcı kadın gibi? Tekrar öter mi kuşlar gün bile ağarmadan? Uykumdan uyanır mıyım soğuk kış gecelerinde yeniden bir başıma? Tutar mı elimi annem kaldırımda yürürken ben, eskisi gibi? Sorar mı tanrı bana ne istediğimi? El sallar mıyım gökteki uçağa yine?
Al eline yaz kalemi, bir gün okur elbet biri. Ya bırakır tozlu bir kütüphane rafına, solar gidersin ya da alır ruhuna gömer seni. Hatırlamak için önce unutmak gerektiği gibi…
Konuk yazar: Damla DamarGörsel kaynak: https://pin.it/3KkvACt