(Bu yazının okunma süresi yaklaşık 3 dakikadır.)
Sıcak bir ağustos akşamı yavaş yavaş sönerken perdeleri açmış, birer sigara yakmıştık. Sıcağı sevmem dememiştim ama sen biliyordun. Kesik nefeslerden bir kolye yapmış, boynuma takmıştım. Sessiz olmak yok, demiştin, kimse bizi dinlemiyor. Yeryüzündeki tüm insanlığı unut, hiçbirini hatırlama onların. Şimdi sadece sen ve ben, birazdan sigaralarımız bitecek, bir öpücüğün etiyolojisini araştıracağız.
Kahve içmeyi sevmezdin, unutmuşum. Yavaşça gidip lavaboya döktüm. Benimkine baktım, bir yudum içtim, tükürdüm. Artık ben de kahve sevmiyordum. Bazı şeyler bu kadar basitti. Hava kararmıştı ama hala sıcaktı. Belki sıcakları sevmeyi de öğrenebilirdim. Gece saat 03.22, “Kim olduğunu hatırladığında oyun değişir.” dedin.
O sabah kendimi gece bıraktığım yerde bulmadım. Bir şarkı açtım, kahvaltı hazırladım. Sen çoktan gitmiştin. Bu şarkıyı duysan kesin bu saatler için çok hüzünlü, derdin. Dün unuttuğumuz insanlar bugün bağıra çağıra yaşıyordu. Çoğu öylesine ama belki bazıları tadına bile varıyordu. Ben ise hayatın tadını ilk kez bir hastane duvarına yaslandığım an almıştım.
Hala çok uykuluydum, kedim bir yerlere saklanmıştı, dünya pencereden taşıyordu. Gökyüzüne değil toprağa bakmayı daha çok seviyordum. Biraz kitap okudum, bulaşıkları yıkadım, günlerdir vazoda duran solmuş çiçekleri önce kurutsam mı diye düşündüm, sonra attım. Eşyalar insanları belirler, demiştin. Önce sen onları, sonra onlar seni.
Kapı çaldığında biraz öfkelendim. Hep böyle yapıyordun. En beklenmedik anda gelerek sana alışmamı imkânsız kılıyordun. Git gide, anlamadan, çaresizce bedenimi ele geçiren bir bağımlılık gibi. Sanki dünyanın tüm zamanlarında kollarımı açmış seni bekliyorum. Doğum, biliyorum. Ölüm, biliyorum. Çıkış, bilmiyorum. Kapının açılma sesi. Beni yanağımdan öpüyorsun.
Yine Ankara’nın geri kalanını uyuttuğumuz bir gecenin köründe, son sigaramızı içiyoruz. Boşlukta bir yerlere bakıyorsun. Yüzüne çarpan sıcak havanın tadını çıkarıyor, sessizlikten keyif alıyorsun. Pencerenin pervazından kalkıp mutfağa gidiyorum. Geri döndüğümde elimde bir bardak var. Ben kahve içmeyi seviyorum, diyorum. Sigaranı söndürüyorsun. Sabah 4.35, birazdan gideceksin.
Ağustos bitiyor. Benim sevdiğim mevsimlere yaklaştıkça kapı daha az çalıyor. Varlığını ara ara hatırladığım ama sürekli beynimi kemiren bir parazite benziyorsun. Akşamüstü 18.47. Artık gerçekten kahve sevmiyorum.
Yazar: Hatice Ceren Tırış