(Bu yazının okuma süresi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir.)
Dünya: bir damla su, bir avuç toprak ve birkaç amaç. Dokunsan dışardan desenlerine hissedilir mi
suyun ıslaklığı, toprağın dokusu? Bir çift göz, anlamlı anlamsız konuşmalar, karmaşa… Çıkabilir
miyiz bu dünyadan? Hissedilir miyiz desenleri? Kuşlar hisseder mi uçarken havayı? Var mı kokusu,
var mı bi’ ızdırabı, bir amacı? Her şey bir ilham mı? Araç mıyız biz, bir alıcı mı?
Herkesin bir hikayesi olmalı mı yoksa herkesin içinde biri mi oluruz? Bir kişinin hikayesi bin kişiye
ilham mı, bir kişi değiştirir mi bin kişiyi? Her şey sevgi mi? Açlık biter mi sevgiden yoksa sevgi biter
mi açlıktan? Açar mı insanın içinde çiçekler? Sulamak için sevgi mi gerek yoksa ihtiyaç sadece su
mu? Aydınlık kaplar mı insanın içini? Kaybolur mu insan aydınlıktan?
Beynim cevaplamaya çalışsa da tüm bu soruları, yetemiyor hepsine. Bazen mantıklı geliyor verdiği
cevaplar sonra yetersiz kalıyor hepsi. Kendi kendine cevaplayamadığı soruyu başka şeylerde
arıyor. Bir amacı oluyor yine. Kendine sorduğu soruları bulma amacı hatta savaşı. Kendiyle hep
savaşta çünkü. Sorduğu sorular hep kendini anlamlandıramadığından. Kendini çözememiş biri
dünyayı çözmeye mi çalışıyor? Gülünç mü bu hali acınası mı? Kaybederler mi onu bu hislerde,
bulup çekerler mi içlerine?
O diye bahsettiğim kişinin ben olduğumu idrak etmem bile uzun sürdü. Herkes yaşar mı bu
karmaşıklığı yoksa ben bu karmaşıklık mıyım? Yine başladı sorular. Okuyan anlar mı
yazdıklarımdan, bulur mu kendinden bir şey? Bulamazsa, ben bulur muyum ki kendimi
yazdıklarımdan? Bir uyuşukluk hali beynimde, yazdıran başka bir şey olmalı. Hangi amaç için
yazdığımı çözemediğim bir amaç doğrultusu.
Görsel: https://pin.it/x06ijGI
Yazar: Rumeysa Soyöz